Nefes alıp veren her bireyin aklını kurcalayan ile kafasına takılıp uykularını bile kaçıracak dereceye varan duygu ve düşünce ile takıntıları ve kendine özel hedef davranışları vardır ve olması da gerekir. Yıllar yılı benim de kafamı kurcalayan konulardan biri de Lise öğrenimi yıllarımda Balıkesir Milli Kuvvetler Caddesinde bir banka şubesinin adı idi. O banka “Osmanlı Bankası”ydı. Şimdilerde hangi ilde şubesi var mıdır veya yok mudur bilemiyorum.

Ortaöğretim yıllarımız bağlamında okulun sosyal bilgiler bölümü öğrencisi olmam ve öğrenciler arasında Tarih Biliminin babası olan “Heredot” diye de adlandırdığımız İzmir – Bergama’dan Eyüp Eriş beyin de Tarih Dersimize geliyor olması yanında adı geçen öğretmenimizin bilgi donanımı ile anlatımı ve konularla ilgili bilgi içeriğine tüm öğrenciler tarafından hayran oluşumuz benim Tarih alanında eğitim ve öğretim görmeme neden olmuştur. Alanımla ilgili bilgi devşirme işime hız verirken kaderin cilvesi bu yana eğitim yöneticiliği de bana yüklenince bakış pencerem biraz daha aralanmış oldu. En çok merak ettiğim hususların başında da Türk tarihindeki ekonomi yönetimi ile üretim ve finansman ilişkileri de yer aldı.

Osmanlı Bankası; “Bank-ı Osmanî-i Şâhâne” adıyla 1856 yılında İngiliz sermayesi ile merkezi Londra’da bulunmak üzere kuruldu. İstanbul, İzmir, Beyrut ve Selanik’te de şubeleri vardı. Yani o zamanın istikraz (borç-kredi) bağlamında Türk milletini sömürmek amaçlı dönemin koşullarında Türk devletine kredi sağlamak ve Türk ekonomisini ele geçirmek ile gırtlağına yapışmak için emperyal ile kapital ve sömürgecilerin girişimleriydi bu.

O bankanın ismini okuduğumda göğsüm kabarıyor ve atalarımın kurduğu bir devletin ismini çağrıştırması ortaöğretim yıllarında beni gururlandırırken Tarih Öğretmenimiz Eyüp beyin anlattıkları da içini burkuyordu. Adı geçen bankanın bir de radyoda “Yok, aslında birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankasıyız” diye de reklâmı vardı. Olayları tarih süzgecinden geçirme yetisini yıllar öncesi az çok kazandığımda kendi çapımda konuyla ilgili araştırma ve incelemelerim oldu. Bir de baktım ki; sermaye ile genel merkezi ve yönetimi yabancı ellerde, hizmetlisi gariban Türklerdeki “Bank-ı Osmanî-i Şâhâne”; işleyişi ve sermayesi ile finansman kaynağı “İçi seni dışı da beni yakıyor” Türk atasözümüzle aynen örtüşüyordu. Daha sonrası kabuk ile kıyafet mi değiştirdi veya kamufle mi oldu? Varın biraz da siz düşünün. Günümüz devlet ile özel bankalar ve yabancı bankaların arasındaki gözle görülür farkları Türkiye’mizin zor günler ile sıkıntılı dönemlerinde bariz olarak görürsünüz ve yaşarsınız da…

Ekonomik anlamda böyle de diğer konu ile hususlar bundan farklı mı? Pek de farklı değil. Hele hele siyaset alanı ile meydanları ve uygulamaları tam bir muammadır yıllardır. Tanıklık ile yaşadığım ve tepki verdiğim için güncel ancak olmaması gereken bir davranış boyutunu da sizinle paylaşayım istedim. Korona Virüs salgınından dolayı Dünya Sağlık Örgütü (Who) bir takım yanlışlarından sonra “Pandemi = Salgın Hastalık” ilan etti dünya genelinde. Devletler ile merkezi ve yerel yönetimlerin vatandaşa maske dağıttığı veya dağıtacağı haberleri yayılınca ülkemiz merkezi hükümeti de maske satılmayacak ve halka bedava dağıtılacak deyince pttAVM’ye müracaat ettim ve onbeş gün sonra 20 Nisan’da telefonuma mesaj geldi.

Ağrı’da birlikte çalıştığım Havran’ın Sarnıç Mahallesi’nden ve halen Edremit’te öğretmen M.A. sosyal medyadaki adresinde “Edremit Belediyesine telefon ettim ve maskelerin geldi” notunu da düşünce biz de beklemeye devam dedik. 17 Nisan’da sosyal medyada bir siyasi ekolün yerel temsilcisi maske dağıtıyor haberine “ellere var, bize yok mu” diye trip attım. Akşam arandım ve bir gün sonra 150 maske ile bir miktar da dezenfektan gönderildi adresime. Ertesi günü otuz dairelik tüm apartman sakinlerinin kapılarını teker teker çalarak maske ile dezenfektanları “Üzümü yiyin fakat bağımı sormayın” deyip resimleyerek komşularıma dağıttım.

Yaşam sürecimde tüm siyasi ekol ve seçilmiş ile atanmışlarıyla yiyip içtik, gezdik tozduk, oturduk kalktık, çalıştık uğraştık, paylaştık bölüştük, plan ile programlar yaptık ve gerektiğinde sürtüştük. Ancak onlar iktidar oldu ben hep muhalefette kaldım. Nihayetinde bende de şeytan tüyü olabileceğini ve de “Bank-ı Osmanî-i Şâhâne” yani Osmanlı Bankası’nın “Yok, aslında birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankasıyız” reklâm söyleminin siyasi arenamızda tıpatıp yaşatıldığını düşünüyorum.