Bireyler kendine özgü nedenlerden dolayı, karşısındakinin sürekli kendine bağımlı olmasını ister.

Bireyler kendine özgü nedenlerden dolayı, karşısındakinin sürekli kendine bağımlı olmasını ister. Toplumumuzda birçok kişinin bilinci, onurlandırıcı bir sevgi ile saygı anlayışından yoksundur. O nedenle birçok bireyin davranışları da aynı mekânı, aynı ülkeyi, aynı dünyayı paylaşan ve beraber yaşamak zorunda oldukları bireyler için ne denli olumsuz bir gelecek yarattığının farkında bile değildir.

         Bir tür dünya görüşü, yaşama bakış açısı, sokaktaki insanlarla paylaşılan bir algılama zemini olduğu için; yöneten, yönetilen, evdeki, okuldaki, çarşı ve pazar ile sokaktaki insan da bireyler arasındaki zorunlu veya isteğe bağlı olan ilişkileri sevgi ilişkisi olarak görmelidir. Milenyuma girdiğimiz bu yıllarda medeniyetin beşiği olarak kabul ettiğimiz ve “Ne olur bizi de içine al” diye kapısının eşiğine yatıp yalvardığımız Avrupa, hatta ABD.’de bile oluşan bir anlayış türü ön plandadır. Biz de ise yüzyıllardır var olan, sürekli gizlettiğimiz fakat çoğu zaman hepimizin onaylamadığımızı söylediğimiz bir kültür, KORKU KÜLTÜRÜ’dür. Bu bir kültürdür. Olumsuz bir kültürdür. Ne yazık ki Türkiye’mizde insanlar, bu kültürün içinde yoğrularak yetişmişlerdir. Ne var ki, nasıl bir kuş havanın, balık suyun farkında değilse, insanımız da bu kültürün yaşamımıza yön verdiğinin bilincinde ve farkında değildir. Var olan bu kültürün ülkemizde son günlerde daha da yaygınlaştığını sezinlemekteyiz. Bu kültürün yaygınlaşmasını önleyemezsek; bireyler çok yakında geçmişe ait anılarını, yaşadıklarını, ürettiklerini, gördükleri ve bildiklerini de unuturlar.

         Mahallenin en güzel kızına vurulup, “Ya benim olacaksın ya da kara toprağın” diyen bıçkın delikanlı gerçek sevginin bilincine erişmiş olsaydı, esas sevdiği şeyin bu kızın canı, özü olduğunu bilir ve sahiplenmek yerine onu sözleriyle, davranışlarıyla yüceltme yollarını arardı. Onurlu bir beraberlik oluşturmak için uğraşırdı. Onun da mutlu olacağı, anlamlı ve coşkulu bir geleceğe kendini adadığını kanıtlama çabasına girişirdi.

         Korku kültürünün yaşamımızı yönettiğinin bilincine varmadan, bunu fark etmeden, “CAN”ın değerini bilen, insan insana bir yaşam oluşturmak olanaksızdır.

         İnsan onuru, değerler kültüründe en temel değerlerden biridir. Değerler kültüründe çalışma ortamının oluşturulması, üretimin artırılması, sen veya ben anlayışı yerine  “BİZ” ivmesinin kazandırılması, erkin yersiz ve zamansız kullanılmaması toplumun geleceği açısından çok çok önemlidir. Değerler kültüründe sevgi, insan onuruyla yücelir, gelişir.

         Bence, toplumumuzdaki birçok kişinin bilinci, onur ve sevgi anlayışından yoksundur. Yine birçok kişi, yukarıda örneklediğim delikanlı gibi, sevdiği genç kız için ne kadar olumsuz bir gelecek yarattığının farkında değildir. Farkında olanlar da kendi çıkarlarını, istek ve arzularını dizginleyemiyorlar. Ya da dizginlemek istemiyorlar. Hele hele önce insan olduğunu, bilgi ve kültürle donanımlı olduğunu, herhangi bir mevkide bulunmanın kendisine bazı kazanımlar sağladığı savında ısrarcı olanlara, alt katmanlardakilerin veya güçsüzlerin kendi yaşamını yönetme hakkı yoktur diyebilenlere, hatta daha da ileriye giderek davranış haline getirme çabası içinde olanlara ne demeli? 

         Ulu önder, eşsiz insan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’üm: “Hürriyet (özgürlük) olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” Derken eşsiz bir insan sevgisinden ve insana olan saygısından kaynaklanan duygu ve düşünceleri Türk Milletini yöneten, yönlendiren ve eğitenlere ışık tutmalıdır diye düşünüyorum.