.

Hiçbir sistem iç ve dış unsurlar tarafından desteklenmeden varlığını sürdüremez ve de

kendisinden beklentisi olanlara da hizmet sunamaz, yenileşme ile değişime ve gelişmelere ayak uyduramaz.  Bir takım beklentilerimizin olduğu kurumlar ya da kuruluşların, hem kurum mensuplarınca hem de kamuoyunca desteklenmesi gerekir. Birilerinden destek gelsin sabit düşüncesiyle, kamuoyunca maddi ve manevi olarak desteklenmeyen kurumların zamanla hizmet sunamama ve sonuçta tıkanma noktasına gelmesi kaçınılmazdır. Oysa kurumların asıl ilgi alanı yaşamak ve büyümektir. Bunun için de çevre ile uyumlu ve rekabet edebilen bir yapıya ihtiyaç vardır.

Gelecekte olmasını istediğimiz hedefleri bu günden belirlemeli, planlar yapmalı ve düşlerini kurmalıyız. Biz iyiyiz, her şey yolunda, pek sorun yok düşüncesiyle kendimizi kandırmak ve bir şeyler üretmeme ile yapmama alışkanlığımızı savunmaktan öte gidemeyiz. “Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi yeterli değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir” sözü sanırım hepimize ışık tutacaktır.

Eğitim, toplumun her kesiminde etkisini hissettiren bir olgudur. Eğitim sürecinde ilerlemiş toplumlar, diğer alanlarda da ilerlemekte ve dünyadaki yeni oluşumlarda söz sahibi olmaktadırlar. Bu toplumlarda bürokrasi azalmakta, yöneten - yönetilen ilişkileri daha gerekçi ve insancıl temellere oturmaktadır.

Günümüzde eğitim, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, toplumsal değişim açısından bayındırlık, ulaşım, sanayi ve diğer ekonomik alanlara göre daha karlı bir yatırım alanı olarak görülmektedir. Yeterli sayı ve nitelikte yetişmiş insan gücü yetiştirilmeden hiçbir toplumun etkili olarak amacına ulaşması mümkün görülmemektedir. 21. yüzyılın bireylerinin eğitim için planlı bir yatırım yapması gerekmektedir. “Emek olmadan yemek olmaz” sözü bence bu konuda yerinde söylenmiştir.

21. yüzyılda dünyamızda söz sahibi olma yolunda çabalayan bir ülke olan Kanada’nın yetişmiş insan gücü ihtiyacı ile ilgili ulusal gazetelerde zaman zaman reklâmlar okumaktayız. İçeriğine baktığımızda, alanında yetişmiş, nitelikli ile nicelikli, deneyimli insan gücüne ihtiyacının olduğunu görüyoruz. Yeni ekonomik ilişkilerin gerektirdiği inanç ve felsefeyi benimsemeliyiz. Eksik, kusurlu, yetersiz, beklentilere cevap veremeyen, sadece renkli bir etiketi olan üretim ve malzeme üreterek bir yerlere varamayız. Yıllardır alışılagelmiş davranış kalıplarını ve düşünme biçimini terk etmeliyiz.

Eğitim Yöneticiliği benim esas mesleğim olduğu için bir nebze eğitim boyutu penceresinden bakalım konumuza. Türk Kültüründe bazı fasılalarla sorumluluk üstlenmeme kuruntusu izlenmiştir ve de zaman zaman da maalesef izlenmektedir. Bu bağlamda bürokrat ile siyasilerimizin söylem ve demeçlerinde çekimserlik ile kaçınmalar ve faturayı başkasına kesmelerine tanıklık etmekteyiz. Bizim yelpazemize yakınsa zevk alır, karşı yelpazeden ise tenkitler yağdırır ve ayyuka çıkarırız hemen her gün. Gelişmelerin “İyi olursa ustadan, kötü olursa çıraktan” kaynaklandığını hepimiz savunur, aksini kabullenmeyiz. Öğrencilerimizin bir sorunu çıkmadığı sürece çevre ve velilerimiz eğitim kurumunu ve çalışanlarını yüceltir. Sorun çıktığında ise sorunun bir parçası olarak kendisini görmezlikten gelir. Birileri sorumlu tutulmaya çalışılır. Bu davranış ise “Düşman Dışarıda” yöntemini anımsatıyor. Eğitim ve Öğretim ile toplumumuzun yaşam sürecinde gözlenen bir hastalıktır bu. Başarılamayan her işte ve karşılaşılan her sorunda bir suçlu aranır. Büyük kentlerde mesaiye geç gelen memur belediye şoföründen, otobüs şoförü ise havaların iyi gitmemesinden şikâyet ederek suçu ve sorumluluğu başkalarına atma eğilimi toplumsal bir davranış bozukluğu ile eksiğimizdir.

Eğitim kurumunun formal yönünü oluşturan okullarımızı, sosyal bir sistem olarak ele aldığımızda, yönetici, eğitim ve öğretim elemanları, denetici, öğrenci ve veliler hep birlikte sistemin hedeflerine uygun rolleri yerine getirmesi gerekir diye düşünüyorum. 2020 YILI HEPİMİZE KUTLU OLSUN İNŞALLAH.