Sayısız davranış biçimi ve davranış sergilemenin milyon tane usulü ve metodu vardır. Milyonda birin bir tanesi herhalde şu olabilir. Bir şeyler alırken mümkün mertebe sağ el ile alınır, sağ el ile yenilir, içilir ve tokalaşılır yani el sıkışılır. Beden temizliği yapılırken ve abdest alınırken organları yıkamaya öncelikle sağ taraftakilerden başlanır. Ayakkabı ve elbise giyerken de yine sağ taraf ile giymeye, otomobile binerken sağ ayakla binmeye özen gösterilir. Mabetlere ve tarih kokan yerlere, evlere ve odalara, işyeri ve kamu kurumlarına, anıtlara ve kabirlere hep sağ ayak ile girilir.

Bir kitap veya herhangi bir şey verilirken sağ elle verilir. Makamı ve mevkii, konumu ve kişiliği ile bilgeliği ve özelliği, yaşlılığı ve erdemliliği, sosyal-siyasi ve manevi özellik ile güzellikleri bakımından kendimizden üstün olduğuna inandığımız birisiyle yürürken, o kimseyi sağımıza alarak onun sol tarafında yürünmelidir.

Söz konusu hususta içselleştirilmesi gereken davranışlarımızla ilgili boyutta İslam Peygamberi: “Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır” buyurmuştur.

Kirli ve pis sayılan şeyler ile tiksindiğimiz ve hoş görmediğimiz şeyler sol elle tutulur. Kiri temizlemek, burnumuzdaki pisliği çıkartmak, sümkürmek, istinca ve istibra diye tanımlanan taharet yapılırken bile vücudumuzdan atılması gereken pisliği yıkamak için sol elin kullanılması gerekir. Ancak sol el kesik olması veya bir hastalıktan dolayı kullanılamayacak konumda bulunuyorsa o zaman bu tür iş ve işlemler özürden dolayı sağ elle yapılabilir.

Bizim kuşağın ilköğretim dönemindeki Hayat Bilgisi, Yurttaşlık Bilgisi, Kanun Bilgisi, Ahlak Bilgisi gibi ders kitaplarında eski insanlarımızın tabiriyle “Âdâb-ı Muaşeret” kuralları yani “Davranış Koşulları”, davranışın ön basamakları olarak nitelendirilen ve yukarıda belirtmeye çalıştığım hususlara dikkat edilmezse sonuç ne olabilir? Düşünenimiz mutlaka vardır. Bir bilge kişinin anlatımıyla Muaşeret Adabına uyulmayan toplumlarda:

“Yalan söylemek sanat haline gelir ve yalan söylemek emniyeti yok eder.

Kusursuz arkadaş arayan çoktur ama kusursuz arkadaş arayan arkadaşsız kalır.

Kibirli bireyler boy gösterir ve gururlu-kibirli insanlarda akıl yoktur.

Üstünlük; fazilet, ilim ve irfan iledir. Sende olmayan meziyetler ile seni methedenin (övgüler yağdıran) sende bulunmayan kötülük ile de seni kötülemeyeceğinden emin olunamaz.

İlim öğle yüce bir rütbedir ki azl (alaşağı) edilir.

Günahlar manevi hastalıklara sebep olduğu gibi temizliğe riayet etmemek, hijyeniklik kurallarını umursamamak ve dikkat etmemek de maddi hastalıklara neden olur.

Selam verdiklerin çoğu seni dost kabul eder. Dostların senden bir şey istediği zaman vermediğin-veremediğinde, sana içlerinden kızgınlık gösterirler. Onlar sana sadık ve layık dostlar değildir.

Bir bireyin sadık dostunun ölümü kendisi için zillettir (çok üzücü bir olaydır). O toplumdaki adabı muaşereti içselleştirmeyen insanlar bu zilleti asla hissetmezler.

Her şey için bir kerem vardır. Kalbin keremi Rabbi’nden razı olmaktır.”

Günümüz kuşağının ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğrenim dönemindeki Sosyal Bilgiler, Vatandaşlık Bilgisi, İnsan ve Çevre Bilgisi, İnsan İlişkileri, Demokrasi ve İnsan Hakları, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Sosyoloji, Davranış Bilimleri gibi ders kitaplarında eski insanlarımızın tabiriyle “Âdâb-ı Muaşeret” kuralları yani davranış koşulları ve davranışın ön basamak ile merdivenleri olarak nitelendirilen temel taşları binaların neresine yerleştiriyoruz diye düşünüyorum.