“Şarkılara dizedir.” Bu yazımda başlığımdır. Zamana notum, günü anlamlandırma yolunda bir adım olarak aldım. Başlık olarak olumsuz, tehlike, umutsuzluk içermektedir.

        Bu zaman diliminde yaşarken umutsuzlukların sonu gelmez, korona salgını baskını,  mevsim sıcaklarının dengesizliği, insanların olup bitenleri umursamazlığı,  çarşı, pazar, adamı bozar duruma gelince; esas yangın başlıyor. ÖNCELİK, SADAKAT MI? LİYAKAT MI?

         Ziraat Bankası’nın kurucusu Ziya Paşa diyor ki; “AİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LA FA BAKILMAZ.”  Demiş. Bir söylemiş, pir söylemiş. Günümüzde geçerli değerler sistemine baktığımızda; insan çelişkiler içinde kalıyor. Dudakları uçuklatacak olgu ve olaylarla karşı karşıya kalıyorsunuz. İşe göre adam değil, adama göre iş yaratılıyor. Adamın diplomasına, işine, boyuna boşuna, bilgi ve becerisi bir yana; ananın yaşı, babanın yaşı, hangi okul mezunusun? Öğretmenin kim? Bu adam kim? HANGİ DERNEK, TARİKAT, CEMAAT, VE DOSTLAR IN KİMLER? Şimdiye kadar hangi partilere oy verdin? Gelecek seçimlerde düşüncen nedir?  Gibi sorularla insan karşılaşınca, insan sapıtır. Sözlü mülakat dediğimiz sistemin ilerisinin gerisinin anlamı budur.

        Sınavlardan aldığınız puanlar ham puanlardır. Tam puana dönüşebilmesi için; sadakat eğitiminden geçtiniz mi ona bakılır? Çalışkanlığınız, dürüstlüğünüz, vatana, millete bağlılığınız, adalet anlayışınız “on par etmez…”.

        NE YAPMALI?

         Siyasi sistemlerle barışık, her türlü rezalete bulaşıp, “sütten çıkmış hak kaşık” örneğini, koltuk değnekliği yaparak; pirlere, şıhlara, şeyhlere ulaşabilmenin yollarını aramak gerekir. Dergah kapısında duran yalaktan  beslenerek, semirmek, minnet, himmet, sadaka-i fitreden nasiplenerek kendine uygun olan yolda, yol almak, ama karda yürüyüp izini  belli etmemek, sadakat eğitiminin sana yüklediği bir misyondur. Bu biat kültürüyle bezenmekle; aşamayacağın dağ, açamayacağın kapı olmaz diyor, ulu erenler.

        Kulların himmetiyle, himmetlenen; artık, beynini, dilini, vesair azalarını biat kültürünün nimetlerinden nimetlendirerek, kendini yeni ortamlarda bulur. Güya kendini tüm sıfatlardan arınmış varlık olarak gösterirler erenler. Saçıyla, sakalıyla, giyim,  kuşamıyla, kulaktan dolma bilgilere adamış olurlar kendilerini. Orada artık; kendi fikrin düşüncen, inancın, adaletin, malın mülkün yoktur.

        Kendini Yaradan’a kurban kılanlarla, kendini şeyhinin,

 Şıhının insafına teslim edenleri bir birinden ayırmak gerekir. Her ne ise; bunları bir birinden ayırmak, günümüz de çok zor. Çünkü “ at izi it izine karışmış” durumdadır.

SADAKAT VE SONRASI

        Liyakat; herkes sırasını beklesin. Liyakat, kıyafet gibidir. Hangi düğünde, hangi bayramda ne giyilir? Düğünselikler, bayramlıklar, protokol, balo, ziyafet kıyafetleri yerinde ve zamanında giyilmeli. Tarla sürmeye, bağ çapalamaya,  bahçe sulamaya… Bu kıyafetlerle gidilmez. Ütülü pantolonla diz çökülmez. Liyakat ı işimiz geldiği gibi anlar ve yorumlarız.

        İşinin ustası ve hastası olanlar, takıntılı insanlardır. Aşırı duygusal, ama akılcı davranışlarıyla, insani konulardan taviz vermezler. Özgürlüklerine düşkün, eşitliğe inanırlar, kardeşçesine davranıp, adil davranmanın yolundadırlar. Onurlarına ve gururlarına çok düşkündürler *İ D U R A K İ *. Bu anlamda her işte liyakat ve sadakat aranmaz,  siyaseten, siyasi kültürden yoksun, parti, tüzük, yasa, yönetmelik, tamim, genel merkez il yönetimi ilçe yönetimi de kimlermiş diyen, ben varsam; her şey var, ben yoksam yıkılsın dünya diyen zihniyetlerle hiçbir hedefe varılmaz.