Köklü bir geçmişe sahip olan kültürümüzde Türk Kağan ve Hakan ile Sultanlarının, Yabgu ve Meliklerinin, Oğuz töresine ve törenin tayin ettiği kaidelere göre; beylere ve devlet adamlarına ve de halkına yılın belli zaman aralığında genel bir ziyafet vermelerine toy ya da şölen adı verilir. Yöneticilerimiz, üstlendikleri vazife icabı hukuki bir anane yani “Töre”yi yerine getirmek görev ve sorumluluğunu omuzlarında taşıyorlardı.

Fazla miktarda büyük ve küçükbaş hayvanın kesildiği, yemeklerin hazırlanıp yenildiği, dua ve niyaz ile yakarışların edildiği, karşılıklı görüş alışverişinin yapıldığı, dayanışma ile karışma ve kaynaşmanın perçinlendiği “Toy”a bütün hatunlar, beyler, kumandanlar ve haber alan tüm halk katılırdı.

Gerek İslamiyet’ten önceki Gök Tanrı Dini inancı gereği ve gerekse İslamiyet’i kabul ettikten sonraki hemen hemen örtüşen inançlarımız gereği Türk Kağan ve Hakan ile Sultanları, Yabgu ve Melikleri, günümüzün belediye başkanları, muhtarları, dernek yöneticileri, hatta ekonomik gücü yeterli olan vatandaşlarımız da kültür literatürümüzde “Velâyet-i Pederane İnancı” diye tanımlanan atalardan miras gelen hayır yapma geleneğini günümüzde de sürdürüyorlar. Töremizi yaşatma çaba ve gayretlerinin daim olmasını dilemek ve kutlamak en uygun davranış olacaktır. Bu sorumluluğu yüklenen ve inanarak icra etmeye çalışanlarımız İslam Peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v)’nin şu sözlerini de topluma hatırlatıyorlar:

“Allah Teala kıyamet gününde şöyle buyurur; ‘Ey insanoğlu! Ben acıktım, sen bana yedirmedin.’ Bunun üzerine kul der ki: Sen âlemlerin Rabbisin, nasıl yedireyim. Allah Teala buyurur: ‘Bir din kardeşin acıkmıştı ama sen onu doyurmadın. Onu doyurmuş olsaydın beni doyurmuş olurdun.”

“Cennette, içi dışından, dışı da içinden görülen köşkler vardır. Allah Teala bunları yumuşak konuşan, yemek yediren ve insanlar uykuda iken gece namazı kılanlar için hazırlamıştır.”

“Din kardeşine canının çektiği bir şeyi tattıran kişiye Allah Teala milyon sevap yazar, milyon hatasını siler ve derecesini milyon kat artırır. Onu cennetin Firdevs, And ve Hult adlı özel bölümlerinde ağırlar. Kardeşinizle birlikte sofrada oturmayı uzatınız. Çünkü sofrada geçen zaman, ömürlerinizden hesap edilmez. Sizin birinizin sofrası, önünde konulmuş olarak kaldığı sürece, melekler ona istiğfar etmeye devam ederler.”

Dördüncü Halife Hazreti Ali de “Kardeşlerimi az da olsa bir yemekte bir araya getirmiş olmam, benim için bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktan daha sevimlidir” sözleriyle yiyecek ve içecek bir şeyler ikram etmenin, bu nedenle insanları bir araya getirmenin, konuşup tanıştırmanın, sarılıp barıştırmanın ikili ilişkiler ve toplumsal konsensüs açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.

21 Marttan itibaren yine bahar mevsimi geldi. Topraklarımızın ekilip biçilmeye, ürünlerimizin saçılıp dikilmeye başlandığı şu günlerde “Atalar Kültü” gereği kazancımızın bol ve bereketli, yaşamımızın hareketli, insanlarımızın sıhhat ve afiyetli, bayrağımızın gönderde ve ezanımızın minarelerde eksik olmaması, sancağımızın solmaması, dirlik ve düzenliğimizin kaybolmaması, kardeşliğimizin perçinlenmesi vb. dua ile niyazlarımızla köylerimiz, kasabalarımız, beldelerimiz, şehirlerimiz, mahallelerimiz ve camilerimizde hayırlar yapılmaya başlandı. Yüce Yaratan, organize edenlere güç kuvvet, katkıda bulunanlara bereket, uzak ve yakından katılıp yiyenlere de afiyet versin.

Türk toplumu arasında “Alman Usulü” tabiri ile yaşam ve davranış tarzının yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde bile cennet vatanımızın her köşesinde bir mekana, büroya, eve, bağa, bahçeye uğradığınızda; tanıdık simalarla karşılaştığınızda en azından bir bardak çay veya bir şeyler ikram etme, yedirip içirme çabası içinde olan insanlarımızın yoğunluğu dikkatlerimizden kaçmıyor. Hele hele Mayıs ayına girildiğinde…

Türk-İslam düşünce ve yaşam tarihi özellik ve güzelliklerimizi çeşitli atmosferlerde ve

değişik versiyonlarla bile olsa yaşatmaya devam ettiğimizi düşünüyorum.