Günümüze gelinceye dek,insan kendine yararı olanları   kutsamış, zararlı olanları lanetlermiştir.

         Tapınan yakınmaktadır;

Gündüzü ve zamanı seçtik biz, saygılı dileğinde bulunmadın..” diyerek insanın unutkanlığını yakınarak dillendirir.

        İşin aslına bakarsak;

Dört bölgeyi çağırmak için, misk unuyla karışık yağ yakıyoruz..Lutuf getirsin bize, büyük iyilikler getirsin diye..”

        Oysa ki onlar;

        “Kara bulutlar üstünde koşar, yüce varlıkların arabaları. Uçan ejderhalar koşuludur hepsine...Tüyden sancaklarla süslü hepsi.

        İleri atılan at gibi, yel gibi hızlı giderler.

        Solda yeşil ejder gözcülük eder, sağda ak kaplan.

        Hoş kokulu ansızın ve gizlice gelir yüce varlıklar...”

         Zaman sanki bu zaman, an bu an ve geleceğe koşar zaman. Saat tiktaklarında tik tak, tik tak diyerek, saniyenin önünden kaçar saliseler... Yetişmek mümkün mü günümüz ejderhasına...

Dört yanını sarmışken tüm insanlığın. Ne uçan arabalar, ne yaşam mekanlarınızdaki  yüce değerler, kaç para?

İlim ve bilim insanı yaşatma savaşında. Gece gündüz ateş altında bardımanlar bombardımanlar üstüne.

        Sessiz, sakin, umut ve inatla üstüne üstüne gidilir de aman vermez insana salgınlar, yoksulluk, işsizlik, yobazlıklar ve kapkara zifir karanlık düşünceleri saklayanlar.

        “Yağmur temizlemiştir önlerinde havayı, uçar gibi gelirler.” insanın  üstüne, üstüne.. gelir zifiri,  aman vermez güneşin aydınlığına ve  enerjisine. Gölgeleri uzar gider akşam üstüne inatla, hırs ve öfkeyle  insanı sarar, tüm kara yobaz düşünceler.

        Yüce varlıkları;

Geldiklerinde selamlarız, onları, ama görmeyiz, genelde görmemiş gibi

 çarpan yüreklerimiz, Onlar oturunca, eğlensinler diye sabaha kadar çalgılar çalınır.”

Sunulan kurban tatlıdır, konulan yemekler kokulu, bol tarçınlı  şarap vardır. Sekiz bölgeden,gelen varlıkları eğlendirsin diye.

        Sanırım;

Hoş kalmışlardır yüce varlıklar, türlü türlü urbalarla hazırlananları kutlarken hayran kalırlar, tapınağın zengin süslerine.” Konfiçyus kitap kapağından esintiler.

         A nı yontarken, kıymıkları talaşları kayıp, zarar sayar varsıllar. Yokluk hanesine eklemelerle geçer tüm güzel anlarımız. Keşkeler doldurur anımızı.

        Her pişmanlığımız geçmişe öykünmedir. Ne kadar yaşadığın önemli değil, nasıl ve kimlerle, hangi güzellikleri,  hangi güzelle paylaştığınız, nasıl güzellikler, iyilikler ürettiğin yansır yaşam aynanda. Gelecek zamana hazır mısın?

        Tapıncaklarınızı kendiniz sayınız. Bir ömür tapıncaklara harcanır. Yapıncakları bitirmeye, ömrün vefa etmez cancağzım.

        “Karalar giymişsin allar üstüne, yeşiller yel fel, gelgel eder,eller üstüne.” Aynada kendine bir bak, bu ben miyim? Eller üstüne, yeller üstünde, cinler, periler nefeslenirken, nefesin kesilmesin korona virüsle.

        Uğur Mumcu; “BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLUNMAZ..” diyerek ömür tüketti.

        Sahip olduğunuz tapıncaklar üstünden değil, sana sahip olduğun değerleri edinme fırsatı tanıyanlara minnet ve şükranlar içinde olmalısın  * İ D U R A K İ *.

        Erenlere sormuşlar siz ne bilirsiniz?

        El cevap;” - Biz ancak kendimizi biliriz..”  Harun Reşit kadar varsıl olsanız ne yazar? Üstün yaprak altın toprak.

        Tapıncaklarını hayal ederken, çalışıp cabalayışın, duyacakların, yaşayacakların, yapıncaklarına  ezanla gelir sala ile veda edersin de üç gün anılır, beşinci gün dua mı alısın, sinkaf mı bilmem?

         BİR NEFESLENELİM;

  Balıkesir  Hasan Basri Çantay mahallesi Cegiz Topel caddesi Yatır mezar taşından;”

KAZAN HAKK’IN RIZASINI, İLİM VE İRFAN İLE “

ALDANMA GÖNÜL, ALDANMA, BU DÜNYANIN ZİLLİ ÇANLI, ANLI ŞANLI KERVANINA” diyerek sözleri çıkın edelim, güzel canlar. Esen kalınız..