Yaşamımızda zaman zaman bekli de bir kısım bireyler için çoğu zaman başarılı olamadığımız iş ve işlemler vardır ve olacaktır da. Olmaması en büyük temennimizdir ama oluyor işte diyelim. Emeline ulaşamamak, temelini attıramamak, yanlışı gerçek olarak yutturamamak, hayallerini güttürememek ve hesapları tutturamamak vb. gibi yaşam yansımaları “Stres”e sokar her bireyi hatta her canlı unsurunu. Ve Biyoloji bilimi sayısız kanıtlarla doludur. Yirmi birinci yüzyılın hızla yayılan ve toplumumuzu perişan eyleyen bu hastalığın yani “Stres”in çaresi yok mudur? Elbette vardır. Sırasıyla hep birlikte irdeleyelim.

Başarı, her zaman hem yazmak ve hem de yaşamak açısından, başarısızlıktan daha eğlencelidir. Ayrıca herkesin hayatta umduğunu bulamamış tanıdıkları vardır. Ancak başarısızlıktan ders çıkarabilmek, bu kitapta (Bir Lider Olabilmek) üzerinde sık sık duracağımız önemli temalardan biridir. Hayatı boyunca bataklıktan kurtulamamış bir bireyin durumunu ve bu durumun sebeplerini incelemenin yerinde olacağını düşünüyorum” diyen bunu bir bağlamda –Koşullara Teslim Olmak–la da sonuçlanabileceğini söyleyen Varren Bennis’dir.

         “Çalışkan bir insan genellikle birçok konuda başarılı olur. Oysa ben hiçbir başarıya ulaşamıyorum diyenlerin düşünceleri genellikle yenilgiyle dolu düşüncelerdir. Bir insan nasıl düşünürse öyle yaşar. Bu kurala uyarak ne kadar çalışırsanız çalışın, düşünceleriniz yenilgiyle doluysa, başarıya ulaşmanız asla mümkün değildir. Danıştığım etkili ve yetkililerden aldığım yardımlarla öyle bir düşünce sistemine -Olumlu Yaşamanın Gücü- kavuştum ki, zamanla ne aşağılık duygum kaldı ve ne de kendimi yetersiz görme duygusu. Sonra, olumlu düşünmenin ötesinde de bir şey olduğunu ve bu ikinci şey olmadan birincisinin fazla işe yaramayacağını öğrendim. Olumlu düşünmenin ötesinde olan şey, Olumlu İNANÇ idi. Olumlu düşünme roketse, olumlu İNANÇ da onu yıldızlara götüren yakıttır. Düşünme, gerçeğin doğuşudur. Olumlu düşünmenin gerçekleşmesini olumlu İNANÇ sağlar” diyor  “Olumlu Yaşamanın Gücü” adlı kitabın yazarı Norman Vincert Peale. Yerli ve milli bilge yok mu? Çooooook ama bizim haberimiz yok. İtiraf edelim.

         Tüm canlılar arasında özellikle de insan unsuru, psikologların kahir ekseriyetinin deklere ettiklerine göre yaşamın getirdiği stresle baş edebilmek için inanç ile itikadın çokmu çok önemli etkisi vardır. Günümüz insanı ancak inancıyla, giderek şahlanan maddi varlığının ve “ben” takıntısının üstesinden gelip, ihmal ettiği manevi değerlerle yeniden buluşabilir. Günümüzün yaygın hastalıklarından biri belki de en önde geleni olan “stres”i tamamen yok edemeyiz. Çünkü stres denen rahatsızlığın sıfırlanması veya son bulması ancak ölüm denen gerçekle buluşunca noktalanmış olur.

         İnsan unsuru yaşam sürecinde bir sınav ile sınavlar süzgecinden geçtiğine göre karşılaştığı her sınavın bir heyecanının olması da gayet doğaldır. Normal olmayan ise bu ve benzeri sınavlara gerekli hazırlığı yapmaması yani hazır bulunuşluk düzeyinin yetersiz olmasıdır. Bu bağlamda sadece kendi benliğine odaklanan bir bireyin huzurlu bir yaşam sürmesi asla mümkün değildir. Oysaki hayatı; öncesi ve sonrası ile bir bütün olarak göremlerin huzur ile mutluğu yakalaması çok daha kolaydır. Yukarıda belirmeye çalıştığım gibi Psikologlar stresle baş edebilmenin belki de ilk koşulu olarak “İNANÇ” ile itikadın önemine vurgu yapmaktadırlar. Yüce Yaratan Kur’an-ı Kerimin Râd Suresinde (13/28):

         “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalplar ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” diye sıkıntı ile müşkülat ve stresten kurtulmanın yolunun Yüce Rabbimizi anmak yani inançlı olmaktan geçtiğini ondört küsur yıl önce açıklamıştır. Bu gün de bilim o noktayı tespit etmiştir. Yine hatırdan çıkarılmamalıdır ki insanın; kendisini var eden, hayat veren, doğrudan muhatap alan, gönlünde taht kuracak kadar yakın olan Yaratıcısıyla iç içe bulunması ve böylece her davranışında yalnız olmadığı bilinciyle hareket etmesi, o insan unsurunu huzurlu ve mutlu ile kutlu kılacaktır diye düşünüyorum.