‘Bu renk nedir, biliyor musun?’ diye sordu genç, sevgilisine. ’Hayır, ilk defa görüyorum!’ diye yanıt aldı. İlerlediler… Genç düşünceli, sordu sevdiğine; ’Beni seviyor musun peki!’ ‘Evet!’ diye cevap verdi sorunun sebebini anlamadan. Tüm dünyanın duyduğunu hissetti, aşkının varlığından emin bir şekilde. Bir an için ikisi de mutlu görünür devam etti yoluna. Üzüntülü olduğu belli değil ama sanki kırgın bir ifadeyle sordu tekrar genç;

-‘Bu rengi tanımadığına emin misin?’

-‘Evet, ilk defa görüyorum.’ Ve sonra neden ayrılıp uzaklaştılar birbirlerinden…  Yanıt alamadı kız, sevgilisinden… Hiçbir şeye inancı kalmamışların ifadesini takındı, hayata karşı genç, o andan itibaren. Kız şaşkın soruyordu kendine ‘Neden terk etmişti onu biricik aşkı!’ ikisi de üzgün ama gururlu birbirlerini aramıyorlardı. Sanki lades tutuşmuşlar, kaybetmek istemiyorlardı. ‘Aklımda!’ diyerek sevgilerini dahi almıyorlardı birbirlerinden! Kaybedilen sevgilinin ardından zaferin ömrü kısa, yalnızlığın baki olur. İkisi de ne zaferi göze alabildi ne de kaybetmeyi. Aradan geçen zaman değil ömür defterinden kopan bir sayfaydı sanki. Neden sonra karşılaştılar, dünya bu kadar küçük müydü ki? Yan yana oturmak zorunda kaldılar.

Hani konuşmak için can atarsınız da  ‘Acaba benimle konuşmak ister mi?’ diye düşünceli bakarsınız bir insanın yüzüne. İkisi de öyle yaptı. Savaşı kaybetmek, ilk sözü eden olmak istemiyorlardı. Birinin bu sesliği bozması gerekiyordu. Kız sordu her şeyi göze alarak; ‘Neden? Bir açıklama bekliyorum senden!’ Genç delikanlı sınavın tarihini önceden bilip de çalışmayan bir öğrenci misali şaşırdı önce! Ne kızı tatmin etmek için cevabı vermek, ne de üzecek olsa da gerçeği söylemek istedi…