“Pandemi; dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel bir isimdir. Pandemik hastalık, dünya genelinde yaşayan insanların sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıklara verilen genel bir addır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilir. Yeni ortaya çıkan virüsün insandan insana kolay bir şekilde hızlıca yayılıyor olması önemli kriterdir. Enfeksiyondan korunma ve kontrol önlemelerini uygulayarak; enfeksiyonun toplumda yayılmasını azaltmak ve böylece pandeminin erken dönemlerinde enfekte olacak kişi sayısını ve pandemi nedeniyle ortaya çıkacak vakaları azaltmak mümkündür.

Pandeminin toplum düzeyindeki etkisi virüsün bulaştırıcılığına, hastalık oluşturma yeteneğine (virülansına), toplumdaki bireylerin bağışıklık durumuna, bireyler arası temas ve toplumlar arası ulaşım özelliklerine, risk faktörlerinin varlığına, sunulan sağlık hizmetlerine ve iklime bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

Koronavirüsün yayılma hızına ve insan sağlığı üzerindeki etkisine bakıldığında genel çapta koruyucu önlemlerin artırılmasını sağlamak adına pandemi ilan edildi. Tarihteki Pandemiler ve göze çarpan Epidemiler; Kara Veba, Kolera, Grip, Tifo, Domuz Gribi, Covid–19 (Korona Virüs)’dur. ” MEDİPOL Sağlık Gurubu İnternet Sitesi’ndeki tanım ile açıklamaları ilk etapta bulup sizinle de paylaşmak istedim. Buraya kadar çok güzel de…

       2019 Aralık ayından bu güne dünya gündemini işgal eden Korona Virüs nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ=Who) “Pandemi” denilen bir terimi daha bilgi dağarcığımız ile literatürümüze kazandırmış oldu. Söz konusu virüsten korunma ile kurtulma ve tedavi yöntem ve teknikleri ile araç ve gereç bağlamında yerel ve ulusal yazılı ve görsel ile işitsel basınımızda zaman zaman birbiriyle örtüşmeyen bilgi akışıyla karşılaştık. Oluşturulan bilgi kirliliği temiz olan atmosfer ile yüreğimiz ve dimağlarımız ve de milli ile dini ve yöresel ile töresel ilişki ile iletişim bağlarımızı da neredeyse felç edecek konumlara taşıyoruz bilinçli ya da bilinçsiz olarak.

Bu bağlamdaki bilgi kirliğinin birçoğunun bilinçli olduğuna inanacak konuma geldim. Edep ile terbiye ve ahlak, hak ile hukuk ve doğruluk ile dürüstlük, doğru bilgilendirme ile gerçekleri söyleme ve yapılabilmesi olası iş ve işlemler üzerinde yoğunlaşma vb. bizim milli ve dini özellik ve güzelliklerimiz arasında ön sıralardayken bu günlerde bu hasletlerimizin daha da ötelendiğine tanık oluyoruz tüm toplumca. Ağzı olan konuşuyor, kalemi olan yazıyor, tv. kanalı olanlar da düzüyor. Birazcık aklıselim sahibi olan vatandaşlarımız da onları süzüyor haliyle…Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün tüm ilkeleri yanında özellikle “Devletçilik ile Halkçılık İlkesi”ni gerçekten anlayabilenler ile içselleştirebilenler neyin ne olduğunu mutlaka yansız ile tarafsız ve algısız olarak değerlendiriyorlardır.  

Herkesin bir hedef davranışı ile amaç ve gayesi yanında siyasi ile dini ve milli bakış açısı ile sosyal ve ekonomik, ticari, ulusal ve evrensel, siyasi ve demokrasi anlayışı mutlaka olacaktır ve olması da gereklidir. Ancak yıkım ile tar u mâr ederek yerle bir edip hak ile yeksan etme, iç politika da bir oy fazla devşirme, beyinleri sulandırma, bireyleri dolandırma, makyajlama ile artıyı eksi ve eksiyi de artı olarak gösterme, olmayanı var ve olanı yok sayma girişim ve çabalarını aklıselim sahibi bireyler hissedebilmekte hatta görebilmektedir.

Ülkemizdeki tüm siyasiler ile siyaset yaptığını sananların, onların yaltakçı ve bardakçıları ve payanda ile yandaşlarının, köklü bir geçmiş ile birikime sahip olan Türk Milli Kültürümüzü esin kaynağı olarak değil, kültürümüz ile yaşantımızı yok etmek için yüzyıllardır gizli açık plan ile programlar hazırlayıp kısa ve uzun vadede uygulamak için anı bekleyenlerin vericilerine antenlerini ayarlamış olmalarına ben değil Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün: 

“Beni görmek demek, yüzümü görmek demek değildir. Benim duygularımı, benim düşüncelerimi hissediyor ve anlıyorsanız bu kâfidir. Beni seven dostlarıma tavsiyem, ÜLKEMİZ için hep birlikte çalışalım.” 17 Şubat - 04 Mart 1923 tarihleri arasında yapılan İzmir İktisat Kongresi’ndeki:

“Milli egemenlik ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir. Bu kadar büyük amaçlar, bu kadar kutsal ve ulu hedeflere, kâğıt üzerinde yazılı genel kurallarla, istek ve hırslara dayanan buyruklarla varılamaz. Bunların bir bütün olarak gerçekleşmesini sağlamak için, tek kuvvet, en kuvvetli temel, ekonomik güçtür. Siyasi ve askeri zaferler, ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, kazanılacak başarılar yaşayamaz, az zamanda söner. Bu kuvvetli ve parlak zaferimizi de taçlandıracak olan bayındırlık yolunda sonuç alabilmek için, ekonomik egemenliğimizin sağlanması ve güçlenmesi gerekir.” Uyarı ile emir ve direktiflerine katılacağınızı düşünüyorum.