Son günlerde içte siyasi gündemimiz darbe söylentileriyken çalkalanırken, dış güçler de boş durmuyor ve üzerine düşen her şeyi yapmaktan çekinmiyorlar. Londra kaynaklı Türk Lirası üzerine oynanan oyun gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Köprünün altından çok sular geçti diye düşünmeden bugünlerde tekrar geçmişe bir göz atmanın yerinde olacağı kanaatindeyim. Böylece bugünü anlamak ve ona göre doğru tavrı almanın gerçekleşebileceği düşüncesindeyim. Genel itibariyle senaryo o günle bu gün arasında karşılaştırıldığında aynı, bugün çok da farklı şeyler yaşanmıyor diye düşünüyorum. Atatürk dönemi sonrası yaşanılan tarihi, politik olayların günümüzde dillendirilmeden unutulmasının, yakın tarihimizin okutulmamasının, üstünün örtülmesinin ve birileri tarafından bilerek dile getirilmeyişinin sebebini anlamak daha da kolaylaşıyor. 

 

Liberal ekonomi modeli, batılı devletlerin gözünden, olmazsa olmaz olarak dayatılıyor günümüzde. Kendileri içinse işin aslı hiç de öyle değil. Batılı ülkelerin gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelere dayattıkları çoğu kural kendileri için geçerli olmuyor. Bize demokrasi ve insan hakları başlığı altında yüzlerce dayatma yapılırken iş kendilerine gelince varlıklarını ve zenginliklerini korumak için tam tersini uyguluyorlar.

 

ABD ile yapılan bir anlaşma, hem de Atatürk rahmetli olur olmaz, bağımsızlığımızı ABD'nin avuçlarına bırakacak şekilde imzalanıyor ne hikmetse! 27 Şubat 1947'de yapılan 10 milyon dolarlık anlaşmayı duyunca kafanızı duvara vurasınız geliyor! 23 Haziran 1939 ve 23 Şubat 1945'te yapılan iki anlaşma daha var, tafsilatı çok daha karanlık ve kabul edilemez! Amerika, Atatürk sonrası Türkiye üzerindeki oyunlarını artırmaya başlıyor. Ülkemizden genç yetenekleri toplayarak kendilerine uygun bir eğitim verip geri gönderiyorlar. Amerika'da eğitim görmüş olan gençler de kritik yerlerde istihdam edilip Amerikan menfaatlerine uygun bir şekilde kararlar alıyorlar döndükleri zaman. Üstelik tüm bunlar bizim merkez bankamıza yatırılan bizim paralarımızla yapılıyor! Türk Milli Eğitimi, Amerikalıların oyuncağı haline getiriliyor. 1949 yılından beri doğrudan eğitimimizin içindeler. Petrol işletmeciliğinin devletin tekelinde olması Atatürk'e ait bir icraat. 1954 yılında petrol kanunu çıkarılarak yabancı şirketlere geniş imtiyazlar veriliyor. Tarımda bağımsızlığı sonlandırarak ülkeleri kendine bağlamak en birinci vazifesi emperyalist devletlerin. Kendi kendilerine yeten haldeki ülkelere hibrit tohum satarak kimyasallarla topraklarını zehirleyerek tarımlarını yok etmek en birinci görevleri. Karşı durma ihtimali ortaya çıkarsa bu defa terör silahına sarılmak içten bile değil! Sen ülkende en ufak ayrılıkçı harekette tüm askeri ve cebri tedbirleri al. Türkiye’de ise terörü ve teröristleri besle, kendi içinde asla demokrat olma, fakat Türkiye gibi ülkelerde bölücülerin ve vatan hainlerinin daha rahat hareket etmelerini temin için insan haklarından, demokrasiden bahset! ‘Burada insan hakları yok, demokrasi yok!’ diye uluslararası platformlarda konuş dur. IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlarla, ayakta kalmış geleneksel ne varsa yık geç. Hep, devletin bir şeye karışmaması gerektiğini savun ki rahat parçalayasın. Eyalet sistemlerine geçişi teşvik et ki rahat sömüresin. Gümrük birlikleri ile milli ekonomileri çökert, Avrupa Birliği hayali kurdur, geleneği yok et...

 

Geldiğimiz bu günlerde ise şartlar değişti. İbre tam tersine dönmekte. Finansal hastalık tüm batıyı sarmış durumda, gerçekle bağını yitirmiş bir sistem mevcut, işsizlik giderek artıyor. Zenginle fakir arasındaki uçurum giderek büyüyor. Gelir dağılımı müthiş adaletsiz ve giderek makas açılıyor.

Ama yine de yapılacak olan oyunlardan vazgeçilmiyor! Oyunun oyuncuları ve kuralları çok güzel bir şekilde belirlenmiş.

OYUN BELLİ, UYANIK OLMAK LAZIM!