unsurunu diğer yaratıklardan ayıran bir takım özellikler vardır. Bu bağlamdaki özellik ve güzellikler insan olarak yaratılanlara özeldir. Diğer canlıların hisselerine dağıtımı yapılmamıştır. Herkesin her konuda her şeyi bilebilmesinin olası olmadığı gibi, her şeyin herkeste olmasının da yaşam kuralları açısından pek bir anlamı yoktur. Canlıları birbirinden ayıran özel yetilerin bahşedilmesi ile oluşması ve edinilmesi ayrı konuları olmasına karşın birbiriyle bağlantılı hususlardır aynı zamanda.

         “İnsan” diye tanımlanan yaratıkların düşünme donanımının temelinde “zekâ” yetisi bulunmaktadır. Zekâ yetisi; insana düşünebilme ile olumlu ya da olumsuz düşünme ve sergileyeceği her türlü davranışın artı ve eksilerini de hesaba katabilme ve de sonucuna da katlanabilme ufkunun açılmasını sağlar. Bizleri diğer canlılardan ayıran birincil özelliğimiz bu olsa gerektir. Çünkü konuşma, yeme, içme, gezme, tozma, oynama,

eğlenme, oturma, kalkma, çalışma ve dinlenme, üretme ve tüketme, yeni bir şeyler icat etme, sevgi ve saygı ile barış ve huzur içinde yaşayabilme vb. onunla mümkündür.

         “Zekâ”sız bireylerin düşünme, üretme ve tüketme, karşılaştırma, irdeleme, muhakeme edebilme, barış ve esenliğe katkı sunabilme, eğriyi doğrudan ayrıştırabilme, okuyabilme ve okuduğunu anlayabilme ile yazabilme ve de içselleştirebilme, bilimsel gerçeklerle örtüşmeyen bireysel ve skolâstik saplantılarını terk edebilme becerisini göstermeleri asla beklenemez. Eğer bekleyenler varsa zekâsızlardan bir farkları da yoktur demektir.

         Tıp otoritelerinin bildirdiğine göre temel özelliğimiz olan zeka; doğuştan itibaren 16-18 yaşlarına kadar sürekli bir gelişme içerisindedir. Bu gelişme beynimize paralel olarak ilerler ve 18. yaşta en üst seviyeyi bulur. Bu yaştan sonra beyin hücreleri yavaş yavaş devamlı şekilde azalacak ve yerine yenisi gelmediği için her geçen gün zekâmız, parlaklığından bir şeyler kaybedecektir. Ancak kaybolan beyin hücrelerinin eksikliğini, kalanların daha fazla bir şeyler öğrenmeleri ve bilgi ile yüklenmeleri telafi edecektir.

Zekâ geriliği demek olan “Oligofreni” bazı bireylerde doğuştan olduğu gibi bir kısım bireylerde sonradan meydana gelebilmektedir. Zekâ oluşumunu sağlayan sinir sistemi mekanizmalarında doğuştan bir eksiklik, sakatlık olur ya da gelişme döneminde bir beyin iltihabı, ateşli bir hastalık, kafanın bir darbeye maruz kalması vb. gibi bir kaza geçirilmişse zekâ gelişmesi belirli bir seviyede takılıp kalır. Hatta daha da geriye gidebilir. Bu bağlamda artık, yaşam boyu giderilmesi söz konusu olamayacak bir sakatlık yani zekâ özürlülüğü ortaya çıkmış olacaktır.

Zekâ, ölçülebilen bir yetidir. Ölçüm işlemleri öncelikle psikiyatrik muayene ile yapılır ve bireyin zekâsı hakkında bilgi verir. Sonra çeşitli yöntem ve teknikleri olan ve gözle görülen ile pratik test uygulamasına geçilir. Birey hangi yaşın testine yanıt verebiliyorsa “zekâ yaşı” o seviyededir demektir.

Bunların dışında zekâ yaşına uygun tutum ve davranış sergilememekte inat edenlerin ve de zekâ özürlü olduğunu kanıtlamaya çabalayan kuş beyinlilerin çevremizde yoğunlaşmaya çalıştıklarını görmemek için bakar kör olmak gerekir. Pragmatik düşüncesi veya siyasi tercihi ya da inadı uğruna gördüğünü doğru okuyamayan, okuduğunu anlamak istemeyen, anladığını yanlı ve yanlış yorumlayıp insanımızı yanlış yönlendirenlerin sorumluluk bilinci nerede kalmıştır? Yapılan olumlu iş ve işlemlerin altında mutlaka bir bit yeniği arayanların, kendi beceremediği halde beceriklileri de küçük düşürmeye çalışan ve içerideki bedhahlarla dışarıdaki iş birlikçilerin her geçen gün bir fazla yoldaş ve koldaş ile yandaş ve kindaş ve de dindaş bulmak için ne entrikalar çevirdiklerinin farkında olamayan var mıdır?

 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize saygı gösterelim. Benliğimize ve Milletimize bu saygıyı duygu, fikir, fiil olarak bütün davranışlarımız ve hareketlerimizle gösterelim. Bilelim ki; ulusal benliği bulmayan uluslar, başka ulusların avıdır. Vatandaşların teşebbüs ve sorumluluk duyguları ne kadar gelişirse devletimiz için o kadar iyi olur” uyarısına ilave söylenecek bir söz olmadığını düşünüyorum.