Öğrenme, insanın yaşamı boyunca devam eden bir olgudur. İnsan her yaşta yaşına uygun bilgi, görgü, davranışları sürekli öğrenekle gelişimini tamamlar. Bu döneme edinme adı verilir.

        Öğrenmeyi öğrenme; yaşamımızın her döneminde öğrenilmez. Yaşamımızın belli döneminde öğrenmeyi öğreniriz. Yaşamımızın bir başka döneminde yeni, bilgi beceri ve davranışları, Nasıl? Nereden, Kimden? Niçin? Hangi eylemler için nasıl bilgileri donanmamız gerektiğini seçme becerisidir öğrenmeyi öğrenmek. Bu dönemin ismine bilgiye ulaşma denir.

 

Her gün öğreniyoruz. Çocukken öğreniyoruz, okulda, üniversitede öğreniyoruz, yaşlanınca bile öğrenmeye devam ediyoruz durmaksızın öğreniyoruz.
Öğrenmeyi nasıl öğreneceğiz?

Öğrenmek bir lüks değil, kesinlikle bir temel ihtiyaç.
Çocuk yetiştirmek için öğrenmek lazım.
Spor yapabilmek için öğrenmek lazım.
Teknolojiye ayak uydurabilmek için öğrenmek lazım.
Sağlıklı kalabilmek için öğrenmek lazım.
Sürekli haberdar olabilmek için öğrenmek lazım.
Kutunun dışına çıkabilmek için öğrenmek lazım.
Kendini dinletmek için öğrenmek lazım.
Önder olabilmek için öğrenmek lazım.
Çalışmak için, oynamak için, eğlenmek için, büyümek için öğrenmek lazım.
Öğrenebilmek için öğrenmek lazım...”

 

Anlatımlardan anlaşıldığı gibi,  yaşamımız için her gün yeni bilgilere, yeni bilgiler eklemek gerek. Bu bağlamda konuyu, bir park içinde yaşlı ve çocuk arasında ki söyleşiyi bir okuyalım. Söyleşimize bir renk katar mı siz karar veriniz?

***

        “Küçük afacan elinde bir kutu şekerle parka gitmiş, bir banka oturmuş; etrafa bakınırken şekerleri ardarda ağzına atıyormuş.
        Yanındaki bankta oturan yaşlı adam çocuğa bakmış bakmış ve:     "Evladım.." demiş, "Şeker güzeldir ama çok yemek zararlıdır. Hem dişlerin çürür, hem yüzünde sivilce çıkar, hem de şişmanlarsın…"
        Çocuk bunun üzerine adama dönmüş:
        "Benim dedem 107 yaşına kadar yaşadı..."
        Adam "Yaa.." demiş.
        "Yani deden de mi çok şeker yerdi?"
        "Hayır, her şeye burnunu sokmazdı!"

        ***

        Hoca kavramına takılır, takıntılı olanlar. Aslında takınılacak bir kavram değil övünülecek kavram. Sokakta beni tanıyanlar lkahve önünden geçerken;

Hocam! Gel bir çayımızı iç diye” seslenildiğinde hiç alınmam.  Zamanım varsa, davete ibetetmek usuldendir diye bilirim,.

        Büyük olalım, küçük olalım, hepimiz bir birimizden öğreneceğimiz çoooooook bilgi, görgü, dep ve adaplar var. Bu anlamda her duruma burbumuzu sokmak, söze karışmak gerekmez * İ D U R A K İ *.

        Hepimiz yaşamın öğrencileriyiz. Öğrenmeyi öğrenmekten korkmamalı, göcunmamalıyız ki “Çağdaş Uygarlığa” bir arpa boyu yaklaşalım. Bir birimize avaz avaz, bağırmaya gerek yok.

        ÜSTADIM DİYOR Kİ!..

        YERİN ÇEKTİĞİ KADAR

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin... “
CAN YÜCEL