Toplum içinde yaşama zorunluluğu bireyleri pek çok konuda birlik ve beraberlik ile dirlik ve düzenlik içinde bulunmaya, ortak paydalarda buluşmaya, birçok alanda yardımlaşma ve dayanışma ortamı oluşturmaya itmektedir. Birlikte yaşayabilmenin ön koşulları bunlar olsa gerektir.  

Yalnız başına yaşamak isteyen dağ başına, ıssız adalara, izbe mağaralara bile gitse mutlaka birilerine ve ya bir şeylere ihtiyaç duyar. Bu doğanın bir kanunudur. Bu bağlamda ilahi ya da insani öğretiler ve otoriteler anlaşılabilir ve uygulanabilir bir takım yönlendirmelerde bulunmuşlardır. Dinler tarihinde ve tarihsel süreçte bunlara her dem rastlanılmaktadır.

Son peygamber Muhammet Mustafa (s.a.v)’ya insan ilişkileri ve toplumsal alanda aydınlanmak isteyenler ile her an yüz yüze olmak zorunda olunan insanlar hakkında sorduklarında, O da: “Komşunun hakkı nedir bilir misiniz?” dedi ve O’nun bulunduğu eşsiz önerileri geçmiş günlerde sizinle paylaşmıştım. Bu gün de anaya hizmet karşılığı Peygamber komşuluğunu kazanan bir bireyle Hazreti Musa Peygambere ait bir yaşantıyı paylaşalım istedim.

         Musa Peygamber bir gün Tur dağında Allah’a “Ey Rabbim, cennette benim komşum ve arkadaşım kim ise görmek istiyorum.” Dedi.

         Yüce Allah da:

-“Ey Musa, falan beldeye git. O beldede senin ümmetinden şu şekilde ve şu boy ile posta ve de şu cemalde bir kasap var. İşte cennette senin komşun odur.” Buyurdu.

Emri alan Musa Peygamber önerilen beldeye gidip tarif edilen kasabı buldu. Kendisinin Peygamber olduğunu söylemeyip selam kelam faslıyla tanışma işlemi bitirildikten sonra bir süre nefessiz oturdular. Zaman ilerleyip akşam olunca kasap Peygamber Musa’yı evine buyur edip gece misafir etti.

         Kasap dükkânından getirdiği etleri güzelce pişirip yemeği hazırladıktan sonra yaşlı ve zayıf bir kadının üstünü ve başını temizleyip sofraya yanaştırdı ve de kendi eliyle hazırladığı yemekten yedirdi.

         Musa Peygamber gördüklerini hayretle izledi. Yaşlı kadının dudaklarının hareketini gördü ve kasaba, “Arkadaşım yaptığın bu hizmetin ne hoştur, bu yaşlı kadın kim ola ki? Diye sordu. Sorulan soruya verilen yanıtta kasap, “Efendim, bu benim muhterem annemdir. Çok yaşlı olduğu için ihtiyaçlarını ben karşılarım. Yedirir içirir, üstünü başını temizlerim” dedi.

         Peygamber Musa, “Validenin dudaklarının hareket ettiğini gördüm. Bir şeyler söylüyordu” deyince Kasap ise, “Efendim, annem yaptığım bu hizmetimden memnun olup; bana kendince hayır dua ediyor” ve daima “Ey Rabbim, ben oğlumdan razıyım, Sen de razı ol, hakkımı helal ettim. Onu cennette Peygamber Musa’ya komşu eyle diye dua ediyor.” Dedi.

         Peygamber Musa, “Seni tebrik ediyorum. Ben sizin peygamberiniz Musa’yım. Ben Rabbimden cennette komşumun kim olduğunu görmek istediğimi arz ettim. Yüce Allah da beni sana gönderdi. Bilesin ki benim komşum olmanı önce senin sabırla annene karşı gösterdiğin davranışın, sonra annenin duası sayesinde olmuştur.” Buyurdu.

         Nerede? O eski komşuluklar diye hayıflanırken, birçoğumuzun Peygamberlere komşu olmak arzu ile istek ve temenni ile niyetlerini alevlendirdiğimi düşünüyorum.