Biz böyle miydik? Yoksa yaşarken mi olduk? Hani şu kuşlara evler yapan mimari samimiyet, çocukları el üstünde tutan üstün zihniyet, kadınları devlet toplantılarında başköşeye oturtan resmi deha vardı ya… Ne yapmalı? Üç kuruşluk malzemeyle insanları ölüme yollayanları ne yapmalı? Her şeye erişebiliyoruz değil mi? Demir, çimento, kum… Bir şeye rahat erişebilince onu geliştirmeyip rant kapısı haline getiren bir düşünce yapısının özü ne ola ki? Deprem öldürmüyor, bina da öldürmüyor, aslında bizatihi insan öldürüyor. Araştırmayan, sorgulamayan, cep doldurma derdinde, zararı olmayan kediye tekme atan, kendini şahikada gören “insan” öldürüyor. Seviyoruz güzelleme düzmeyi. Her şeyi en iyi biz yaparız, harika bir ülkemiz var, evet, doğru ama birbirimizi seviyor muyuz? Seven böyle yapar mı? İzmir’de günahsız çocuklar öldü, gelecek hayalleri olan taze aileler öldü, emeklilik planları olan ihtiyarlar öldü, belki bir köye yerleşmek için arsa alıp inşaatına başlamış insanlar öldü. İnsan mı öldü? Hayır! Ölen geleceğe dönük hayallerdi, umutların ve planların katili oldu bir başka insan. Olur mu böyle? Oluyor maalesef. Hababamcılık olduğu müddetçe insan, başka insanların katili olmaya devam edecek.

Dil bilmek bir maharet. Yüzyıla rağmen ülkemizde hala dil bilmek önemli bir yetidir ve seçilimde bir avantaj. Yani dil bilirseniz istediğiniz kuruma alınmanız kuvvetli olasılıktır. Yalnız en başta birbirimizin dilini anlamamız gerekmez mi? “Efendim ne gerek var?” Doğru, zaten çok küçük bir azınlık dışında kimsenin birbirini anladığını ya da anlamaya çalıştığını söyleyemeyiz. Hatta bir adım ileri giderek anlamamak için elimizden geleni yapıyoruz. İş insan doğmakta değil üstat, herkes insan doğuyor, önemli olan insan kalabilmek. Bir okulda veya bir işte kurduğun ilişkiyi dedikodu-adam kayırma-kıskançlık vb. olmadan devam ettirebiliyorsan ve bu ilişkiye yıllar atlatabiliyorsan insansın.

Konuşalım birbirimizle, anlayalım birbirimizi. Zor değil insan olmak, özünü haykıran herkes olabilir. İnsanlara mesken yapmalıyız, mezar değil. Dinleyelim birbirimizi, her insanın kalbinden gelecek türkülerinin buğusu yükselir. İnsanca bakarsak görebiliriz. Sözde denetimle kurumsal düzelme gerçekleşmez. Haberli denetimler, kitabın hiçbir yerinde yazmaz. Türk tipi, Alman tipi, bilmem ne tipi değil; insan tipi yaşayalım. Cebinde parası olan yapı kullanım iznini rahatça alamasın. O dört duvarın içinde türküler söylenecek, hayaller kurulacak, kuşlar beslenecek, gelinlik kızlar evlenecek, delikanlılar askere uğurlanacak. Yaklaşık on bir bin yıldır yaşamımızda “ev” var. Bu kadar yılda “ev”in içine türlü anlamlar iliştirmişiz. Açtım temeli, diktim binayı değil. Birkaç kuşaklık bir yaşam yeşerecek o beton yığınında. Hayallerin katili olmayın. Yapan kadar izin veren de suçludur. Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmayın. Hayal etmek, plan yapmak, umut etmek herkesin hakkı. Ayda bunları yapabilecek ama ne yazık ki annesi Fidan’ın bunları gerçekleştirebilecek varlığı yok artık. Birkaç kuşağı savaşlarda yitirmiş bir ülke, bir kuşağı da kendi insanları yüzünden yitirmemeli. Aynaya bakıp derin nefesler çekmek lazım, dinlemek lazım her taşın altını, bil ki her yaratılmışa bir şarkı yerleştirilmiş. Şarkısını duy dünyanın, insan kal, insan sev.