(Geçen Haftaki “Grand Türk (1)’in devamıdır.)

Ama kazın ayağı hiç de öğle değildi. 1960’lı yıllara gelindiğinde bir tezgâh daha sahneye koyuldu. O yıl ABD büyükelçiliğinde bir albay başkanlığında 18 kişiden oluşan bir “Kürt İşleri Bürosu” kuruldu ve bu büro aracılığıyla özellikle Doğu Anadolu illerimizde ABD. adına görev yapacak çok iyi Kürtçe ağzı ile konuşabilen, bölge hakkında sosyolojik, psikolojik, etimolojik, çok iyi bilgilerle donatılan yeni ajanlar yetiştirmeye ve hiç vakit kaybetmeden bölgeye yollanmaya başlandı! Bu ajanlara, şeytanın silah arkadaşı olan Fransa’nın başkenti Paris’te Kürtçe şivesi öğretildi. Ajanların çok büyük bir bölümü çok zeki, çok genç ve çok güzel kızlardan oluşuyordu. Bu güzel kızları o yolu ile yolağı olmayan doğu Anadolu köylerinde gören pırıl pırıl gençlerimizin ise (nefis bu ya) içleri gidiyordu. O kızlar ne kadar da güzellerdi…

O dönemlerde Türkiye’mizde var olan ve devam eden bir savaşın olmamasına rağmen, bölgede görevlendirilen bu ajanlara “Amerikan Barış Gönüllüleri” deniliyordu. 1969 yılında 67 ilimizde toplam 232 barış gönüllüsü bulunmaktaydı. Sözünü ettiğimiz “Barış Gönüllüleri (Peace Corps) Projesi” ABD tarafından 1961 yılında dönemin ABD başkanı olan Jonn F. Kenedy tarafından parlamento kararı ile başlatılan bir projeydi. Proje kapsamında ülkemize gelen gönüllü (pardon Ajanlar) sayısı resmi rakamlara göre 1201 idi. Ancak gerçek sayının ne kadar olduğu bir türlü tespit edilemedi.

Sonrası… Evet sonrası? Doğu’daki PKK hareketinin başlangıcı bir 10 yıl sonraya rast gelir. Yani bu barış gönüllülerinin icraatları bu kutlu ve kutsal topraklara saçılan kin ve nefret tohumlarına bire bir gübre olmuştu. Bu gün bizler ise Amerikan Barış Gönüllüleri’nin topraklarımıza saçtığı zehiri ne çabuk unuttuk. Bu zehre karşı panzehir üretmeyi ve kullanmayı maalesef yeterince akıl edemedik. O bölgeyi iyi bilenlerden biri olarak hala panzehir üretmekte geç kaldığımızı veya pek umursamadığımızı düşünüyorum. Amerikan hayranlığı ile Rus uşaklığı veya Rus hayranlığı ile Amerikan uşaklığı arasında hala gidip geliyoruz. Bana göre hala dini ve siyasi ile güya etnik bölünmüşlük içindeyiz. Günümüzde değişik versiyonlarla bu yanılgı ile algı operasyonu veya toplum mühendisliği devam etmektedir. Kış uykusundan uyanamayan bir takım yaratıklar gibi yer-içer ve yaşar-düşünür ve de oturur-kalkarsanız titreyip de kendinize dönemezsiniz! Komşumuz yani eski eyaletimiz Irak ile Suriye ve Yemen ile Libya’da uluslararası aktörlerin toplu ya da bireysel olarak en az yüz yıllık planlarını göremez ve niyetlerini anlayamazsınız. Büyük resme bakamaz, dakikalık şıp-şak ve siyah-beyaz fotoğrafa bakarak kendi kendinizi avutursunuz.

Biz de boş durmadık ve bir şeyler yaptık. Ne mi yaptık? Zehirlenmiş kardeşlerimize sadece düşman olduk! Amerikan ajanlarının yıllar öncesi insanlarımız arasına yavaş yavaş ektikleri ayrılık tohumlarının zehirli meyvelerini son 40/50 yıldır sık sık yemek zorunda kaldık! Bu zehirli meyvelerin hala yemeğe devam etmiyor muyuz?

Türk toplumu her şeye rağmen saf saf ABD. veya diğer emperyal ile kapital sömürgeci devletleri dost ve müttefik olarak görmeye devam ederken, birbirimizi yiyip-bitirme çabalarında son surat hızla yol almaya devam ediyoruz. Siyasiler ile ekonomistler ve akademisyenler ve de bürokratlar ile teknokratlar ve slogancılar sahnenin perde arkasını Türk toplumuna asla gösteremezler. Çünkü onların birçoğunun ya da söz sahiplerinin veya iktidar veya muhalefet erkini elinde bulunduranların antenlerinin ayarlı olduğu yerlere bir bakın, bir kez akıl edin, bir kez septik olarak inceleyin.

 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümün Gençliğe Hitabı’ndaki:

“…Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar (Bence günümüzde buna muhalefet de dâhil edilmelidir.) gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar (Bence yine günümüzde buna muhalefet de dâhil edilmelidir.) sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler…” Dediği gibi düşünüyorum.