1950-60 yıllarda kasabaya ulaşım, at eşek sırtında olurdu. Kimi zaman köylerden kasabaya,kasabadan köye, yaya gidilip gelinirdi. Ulaşıma bir- iki gün ayırmak gerekirdi. Kasabada işini görüp dönmek, bir haftalık zamanı alırdı.

Bu bakımdan her köyde, bir- iki köyodası bulunur, yolcular için hazır bulundurulurdu. Eşi, dost, sağdıçların varsa, sıcak yatak, sıcak yemek bulursun. Yoksa odaya misafir için gelecek yemek sıcak mı? Soğuk mu olur şansınıza kalmış?

        Kışın uzun gecelerinde oda sohbetlerinde, konuklardan anılar dinlenir. Muhabbet olsun diye; oda içi oyunlar kurulduğu günlerden bir anı. 

        Dağ köylerinden birinde; iki komşu arasındaki husumet, küfürleşme, ağız dalaşı derken fiili saldırı, darp, yaralamayla biter. Kavga  mahkemeye taşınır.

        ÜÇÜNCÜ KOMŞU şahit GÖSTERİLİR.

        Üçüncü komşuyu bir vesvese alır.  Ben nasıl ifade veririm diyerek sızlanmaya başlar. Mahkeme salonunda şahit; komşu köyün Muhtarını görür ve danışır.

        “-İki komşum kavga etti. Beni şahit yazdırmışlar. Ben nasıl ifade verebilirim? Bir komşum arsız, yüzsüz, belalı, canıma, malıma zarar verir. Diğer komşum Allah’ın adamı.”

        MUHTAR;

        “- Anladım. Şimdi ben ne söylersem, sen onu diyeceksin hakime. Hakim sana soracak;

        Bu iki komşu arasında husumet var mı? Diye sorduğunda;

        “- Var gibi gibi, yok gibi gibi..” diyeceksin

Hakim yine soracak;

        Küreği kaldırıp vurduğunu gördün mü? Diyecek.

        Sen;-” Küreği kaldırıp indirdiğini; gördüm gibi gibi, görmedim gibi gibi..” diyeceksin

Hakim soracak;

        “- Komşularını tanıyor musun? Diye sorduğunda;

        “-Komşularımı tanıyom gibi gibi, tanımıyom gibi gibi..” diyeceksin.

 DURUŞMA BAŞLAR;

        Komşu Köyün MUHTARI, duruşma salonu kapı aralığından, duruşmayı izler.

        Tanığın ikircikli cevaplarına sinirlenen hakim kapı aralığından MUHTARI fark eder.

        Sayın hakim durumu anlar duruşmayı bitirir.

        Hakimin dostu olan MUHTAR, bir zaman sora, Hakkın rahmetine kavuşur. Taziye için Hakim, muhtar dostunun köyüne gider.

Rahmetlinin mezarı başında;

        -“Ey benim sevgili dostum! Bende anladım, gördüm ve bir karara vardım; Şimdi sen, ÖLDÜN GİBİ GİBİSİN, YAŞIYOR GİBİ  GİBİSİN., ..”

        ***

        Dünyada herkes ”tek başınadır” Doğarken tek başınadır ve hiç kimse yalnız değildir. Kendi karnınızın ne zaman acıktığını kendinizden başkası bilemez ve ölürken tek başına ölürsünüz. Tüm sevdiklerinizden ayrılırsınız.

        Ama ancak ve lakin; doğarken tek başınasınız, acı çekerken tek başınasınız.

        En birinci sorumluluğun; “KENDİN OLMAK, KENDİN BİLMEKTİR.”

        Biz mışıl mışı uyurken dünya 16 000 km hızla kendi etrafında dönüyor 15 milyar yıldır.

        Biz horul horul uyuken, dünyanın merkezideki ağır çekirdek; 6000 santigrad derece sıcaklıktadır.

         Bu sırada dünya uzayda; 60000 km hızla yüzüyor. Biz aydınlıktayken, güneşin iç sıcaklığı12 000 0008ON İKİ MİLYON) santigrad derecede olduğu bilim adamlarının tespiti.

        * İ D U R A K İ * sen daha neyi hesap ediyorsun ki?

        Bu yüzden; kaldırabileceğin yükü bil. Kendini zorlanmalara bırakma. Yaşadığın her anın tadına vararak yaşamalısın ki; ben yaşadım diyebilesin.

        İkircikli, kararsız, tutarsızlıklara yer yok yaşamda.

Kendini her zaman, evrenselliğin sonsuz ve sınırsız akıl gücüyle yüklü olduğunu bil.

        Bilinç altındaki önyargıları yıkma gücün; kendi içinde saklı. Bilinçli çabalar, bilinçli sonuçlara ulaştırır cancağzım.