Konu başlığım, Ortadoğu’nun siyaset ustalarından BEYDABA’dan esinlendim. BEYDABA’ dan, okumalarınız hakkında bilgim yok. Ancak Ünlü Ortadoğu siyasetcisi BEYDABA; YAŞLI ÇAKALLAR ın genç çakallar ı eğitirken kulllanıldığı yol ve yöntemleri bu gün ki Türkiye’mizde de halen yaşandığı gerçeklerini bir bir; yaşıyor ve görüyoruz.

         Bugün ki karanlık ormanların, dik yamaçlarında,dik ve keskin kayalıklardan, kayalıklara atlayarak; sonsuz uçurumlara koşmaktalar. Genç ve yaşlı çakalların; bu dünyadan göçmüş ağa bablarının anılarıyla hem hal olmaktalar.

        Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve insan hakları konusunda ders verme nidalarını dinliyor, izliyor ve eli kolu bağlı yaşayan , bir ağıla hapsedilmişlik döneminden geçiyoruz.

        Anayasa, manayasa, kanun manun, ahlak, mahlak, gelenek görenek, din, min hakk getirsin. Onlar için her güzel iş kakara, kokaraymış.  Kutsal Kitabımız Kur’an’ı erimin ayetlerini bile alay konusu  yapanları bağrında besleyen bu ormandır  Onlar için herşey,” Bakara makara”ymış Ben yeni oğrendim. 1430 küsur yıllık AYETİ KERİME ”BAKARA” MAKARAYMIŞ, HAYRET DİLECEK BİR DURUM. Dün sizin gücünüz vardı, bugün bizim gücümüz var. Yargı margı, sorgu morgu da; ben varım, biz varız. “Muhalefet bizi güdemez”. NİDALARI EŞLİĞİNDE;  YA HAKK!..

        Ormanın çakalları, esen yellerden, boranlar ve fırtınalardan, yağan kar ve yağmurdan etkilenmezler. Korunakları muhkem, sırtlarını sağlam yere dayadıkları bir gerçek.

“Çakallar dünyasından hiç kimse kendini ayrı tutamaz. Ben bu yaşananlardan ayrıcalıklıyım deme hakkınız yok.

Bu Ulus, bu güzel ülkemin güzel insanları(Tüm insanlar ve tüm insanlık), bu topraklar, bu tarih, bu zengilik kaynaklarımız, bu yurt, bu kültürel mirasımıza ihanet içinde bulunanların yersiz, hukuksuz, adaletsizlikleri hak etmiyor. Geçmişin labirentlerinde dolaşarak; geleceği göremezsiniz. Labirent duvarlarının yüksekliği boyunuzu aşıyorsa sizin yapacağınız, kısır döngüler yaşamatır. Hayatta  kalmanın başka aklcı yolları da vardır.” ÖNÜMDEKİ DUVAR YIKMAYA GÜCÜM YETMİYORSA,  DUVARI YIKMAYA ÇALIŞMAYACAĞIM DEMEK ANLAMINDA DEĞİLDİR”Dostyeviski.

Gözleri patlak, patlak, ağızları kan revan içinde, çıkar homurtuları inleri içinden çakal ulumaları. Koro eşliğinde bilenmiş dişleri, kararmış gözleriyle saldırdıkları; MUHTEŞEM ülkemizin, muhteşem çakallarının BİZON bedeninden et kapma yarışları olanca hızla, çabuklukla sürdürülmektedir.

Ormanın karanlıklarından ortalığa yayılan leş kokuları, kan kokuları içinde, beleşciler, asalaklar, pay kapma yarışına girerler.

Leş yiyiciler, kartallar, kerkenezler, baykuşlar, sırtlanlar, akbabalar, paylarına düşenleri kapma yarışında olurlar.

 Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama adına yola çıkanların şakşakçıları, kendini devrimci, ilerici, milliyetçi muhafazakar potasında görenler, birbirlerine bakarak, ulumaları dinlerler. El oğuşturan, darbelere sevinen, darbelerden beslenenleri gördü bu millet.

Şimdi Ferdi Tayfur üstadın, yanık yanık söylediği;” KENDİM ETTİM, KENDİM BULDUM,/ GÜL GİBİ SARARIP SOLDUM EYVAH!.. EYVAH EYVAH…” şarkısı yürekleri yakar *İ D U R A K İ *.