İnsanın yaşam sürecinde görev ve sorumluluklarının olması doğaldır ve nefes alıp verdiği sürece nasıl davranış sergilemeliyim? Sorusuyla karşılaşmalıdır. İnsan kendi kendisine nasıl davranmalıyım sorusunu sorunca, ahlâk sorunlarıyla yüz yüze gelir. Ahlâk Bilimi insana neyin yararlı ve neyin de zararlı olduğunu tanıtmaya çalışır. Mutlu olabilmek, olumlu düşünmek ve olumlu yaşamakla mümkündür. Toplumsal değerlerimizdeki adalet, eşitlik, doğruluk, bilgelik ile yiğitlik önemli kavram ve ilkelerdendir.

Asırlardır başka milletlere aşıladığımız uyum, uzlaşı ve hoşgörü anlayışımızı bugün kaybetmek üzereyiz. Yitirmek üzere olduğumuz kültür özelliğimiz ile güzelliğimizi yeniden gündemde tutmak zorundayız. Kültür ve sanatı geliştiremezsek, yaygınlaştıramazsak, hoşgörü ortamını istediğimiz gibi kuramayız ve demokrasi kültürümüzü de sürekli olarak geliştiremeyiz. Kanımca, insan sevgisi tüm güzellikleri, mutlulukları, umutları ve hoşgörüyü içine almaktadır. İnsana insan sahip çıkmazsa, saygı göstermezse peki kim sahip çıkacaktır? İnanıyorum ki, insan sevgisi Tanrı sevgisidir. Biz “Aydınlım”a devam edelim:

Başbakan Menderes’in son yıllarında ele aldığı İstanbul’un imarı da çok ihmal edilmiş, gerçekten de Türkiye’mizin can damarı olan bu şehrin dertlerine eğilmesi ile yersiz istimlâklerle ilgili ödenmeyen haklar, hoşnutsuzluğu git gide artıran bir unsur haline dönüşmüştür. Günümüzde olduğu gibi gerçek veya suni olarak döviz darlığının gittikçe artması ile uzayan kuyruklar ve kahve gibi Türk halkının vazgeçilmez bir ihtiyaç maddesinin yıllarca bulunamaması, karaborsanın başını alıp gitmesi ile yedek parça yokluğu da büyük şehir halkını canından bezdirmiştir.

Başvekil Adnan Bey, Fransızların “karismatik” olarak adlandırdıkları insan tipinde bir liderdi. Sevimli, nazik, kibar, terbiyeli, İstanbul şivesiyle çok iyi Türkçe konuşabilen, halk içinde ve halktan biri olarak geniş halk kitlelerine kolaylıkla ve onların sevgisiyle kucaklaşıp kaynaşarak halkla adeta tek vücut haline gelerek hitap edebilen bir bireydi. Sürekli güler yüzlü, kültürlü, vatansever, üzerinde yaşadığı topraklara canı ve kanıyla bağlı ve bu duygu ile düşüncelerini milletine hissettirebilen bir can idi. Devletin ve vatanın gerçek ve tek sahibinin millet olduğuna iman etmiş, milliyetçi ve iç âleminde dindar bir devlet adamı ve de politikacıydı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzden sonra o güne kadar Türk halkıyla bu derece kaynaşabilen bir politikacı görülmemişti. Türk halkı, bunu zorlanarak değil tabiatı öyle olduğundan kendisi için yapılanları erken zamanda anlamıştı. Bununla beraber mutsuz azınlık mutlu çoğunluğu hâkimiyeti altına almak uğruna olanca çabayı harcıyordu. 1954 genel seçimlerinde tekrar büyük zafer kazandı Demokratlar. Muhalefet ise, bir avuç milletvekili ile temsil edilir oldu Türk Milletinin Meclisinde. Fakat bu seçimlerde bile çıkarları ile ağalık alanı ve menfaatleri daralan bürokrasinin oyu alınamadı... Dış mihrakların olanca çabaları ile muhalefetin de yangına körükle gittiği halkın iktidarından bıkılmaya başlandığı 1957’de ise Demokratlar, seçimi zorlukla kazanırken muhalefet sayısal çokluğunu çok güçlükle elde edebilmişti.

1960 yılı için erken genel seçim en geç bu yılın ilk aylarında yapılabilseydi, dönemeç alınabilir ve 27 Mayıs olumsuzluğu belki de yaşanmış olmazdı ve de bu seçimleri de muhalefet kazanabilirdi. Batı demokrasilerinde bile o günün koşullarında bir siyasi ekolün 10 yıldan fazla iktidarda kalması da zaten huzursuzluğun kaynağını oluşturuyordu. Başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile Başbakan Menderes ve ekibi genel seçimlerin zamanında ve 1961 yılında olması için çokça direndiler. Hâlbuki bu ortam sağlanabilirdi ve ülkem bir elli yıl daha geriye gitmezdi diye düşünüyorum.