Hangi meslek veya iş yaparsanız yapın; plan ile programınız varsa ve icraatta bulunursanız veya iş yaparsanız hata ile eksik yapma ya da bilmeyerek eksik ile hatalı yapma ve risk alma olasılığınız yüksek olabilir. Suya ve sabuna dokunmazsanız, çalışmaz ile risk almaz ve iş yapmazsanız ve de günü kurtarmaya ve sadece rutin işlere imza atmaya taraftar olursanız, sadece nutuk atma yarışında olursanız hata yapma olasılığınız hiç olmaz. Korkuluk gibi bir yaşam sürersiniz, ama memleket ile milletin anası ağlar sonraki yıllarda!

Atatürk, herkesin düşüncesine değer verirdi. Her hangi bir karar alacağı zaman, ilk önce çevresindekileri dinlerdi. Daha sonra kafasında oluşturduğu kararını verirdi. Kararını verdikten sonra da, asla o kararından dönmez, gerçekleşmesi için sabırla, azimle ve inatla çalışırdı. Atatürk, hoş görülü idi. Kendisini vatan ve millet sevgisine tam bir coşkunluk içinde adamıştı. O’nun meşhur yurt gezilerinin birinde yaşanılan olay şöyle anlatılır:

“Mesela Aydın’a geldiği zaman “Burada muhalif bir genç var. Serbest Fırka reisi ve hayli etkili” deniliyor. Kastettikleri o zaman henüz “Menderes” olmayan, Adnan Bey idi. Anlatılanlar üzerine çok sinirlenerek Adnan Beyi çağırmıştır. Bunun üzerine Adnan Bey arza başlamıştır ki boş bir insan değildir. Zira askerliğini yedek subay olarak yapmış, İstiklal Madalyası almış ve Amerikan Koleji’nde okumuştu. Memleketin halini, çiftçinin durumunu, ihmali, bürokrasini tutumunu anlatıyor. O anda Atatürk’ün tavrı ve yüzü değişmeye başlıyor.

         “Sen bunları bir layiha halinde ver” diyor ve ondan sonraki dönemde onu Aydın’dan mebus yapıyor. Bu bir zihniyettir. Ancak Türk cemiyetinde bu tip liderler çok azdır.” (Prof. Dr. İlber ORTAYLI, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul - Kronik Yayınları Ocak–2018 Sh: 64-66)

21 Haziran 1934 tarihinde çıkarılan “Soyadı Kanunu” gereğince TBMM tarafından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’e, yaptığı hizmetler ve O’nun kişiliğine yaraşan Türk Milli Kültürü uyarınca “Atatürk” soyadını verirken, Atatürk’ün takdir ile beğenisini kazanan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le aynı düşünceleri savunan Adnan Bey de “Menderes” soyadını almıştı.

T.B.M.M.’de 16 Mayıs 1945 tarihinde yaptığı uzunca bir konuşmasından sonra bütün dikkatleri çekti ve üstün bir hitabeti yanında bilgi birikimi ve donanımıyla milletvekillerini şaşırttı. Celal Bayar, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan’la beraber “Dörtlü Takrir” adıyla siyasi tarihimize geçen bir önergeyi Cumhuriyet Halk Fırkası Meclis Gurubu’na sundu. Takrir, Gurup’ta reddedildi (12.06.1945). O dört milletin vekilleri Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan çıkartıldılar yani günümüz tabiriyle partiden ihraç edildiler ve O’nlar da Demokratik Parti’yi kurdular (07.01.1946). Önerge, “Anayasa’nın aslında demokratik olduğunu, millet iradesine dayandığını, fakat bu hususiyetleriyle asla uygulanmadığını, 1945’te doğan harp sonrası yeni bir dünyada artık, (Anayasa) maddelerinin şeklen değil, ruhuna da uygun tarzda uygulanmasını istiyordu”.

Günümüzde de olduğu gibi tüm siyasi ekollerde iç tüzüklerinde ve yasalarda yer almamasına karşın vesayet anlayışıyla sanki babadan oğula geçen bir veraset ile saltanat ve diktatörlük sistemi sürdürüle geldiğini hepimiz biliyoruz Ve bunun adı da halka rağmen halka yutturularak “Demokrasi” diye tanımlanıyor. Vatani görevim sürecimde okuma ve yazmayı alayda öğrenen Mehmet Kurt adalı bir er vardı ve görevini dört dörtlük yapar, nöbetini layıkıyla tutardı. Okuyup yazması kıt olduğundan mıdır nedir? Hemen hemen her gece 2-4 tel örgü nöbetini Mehmet Kurt’a yazarlardı. Fukara Mehmet, vatan borcu deyip hiç de itiraz etmezdi ama bazen de söylenirdi. Etmezdi, etmezdi ancak bölük komutanının dikkatini çeki verdi. O güne kadarki alavere, dalavere Kurt Mehmet nöbete sistemi bitiverdi.

         Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün “Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize saygı gösterelim. Benliğimize ve Milletimize bu saygıyı duygu, fikir, fiil olarak bütün davranışlarımız ve hareketlerimizle gösterelim. Bilelim ki; ulusal benliği bulmayan uluslar, başka ulusların avıdır. Vatandaşların teşebbüs ve sorumluluk duyguları ne kadar gelişirse devletimiz için o kadar iyi olur.”, “Millete efendilik etmek yoktur, hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden O’nun efendisidir.” Direktif ve önerileri gibi düşünüyorum.