“Atatürk de vakti zamanında bütün genç subaylar gibi İttihatçı idi. Ama çok erkenden bu zümreden soğumuş, bırakmış ve erkenden fırka yönetimine karşı tenkitçi bir bakış edinmiştir. Enver Paşa’yla yıldızları barışmamıştır. Enver, O’nu sevmiyordu. Atatürk ise Enver’i bir tehlike olarak görüyordu. Bu ikisi farklı bakıştır. Enver Paşa, Mustafa Kemal’den hazmetmiyordu (hoşlanmıyordu). Onu konumu itibariyle muhteris, gayr-ı memnun biri olarak görüyordu. Mustafa Kemal için ise Enver, sevip sevmemenin ötesinde tehlikeli birisiydi. İttihatçılık iddiası, ileride mütareke döneminde menfi (olumsuz) bir kavram olarak bilhassa Damat Ferit çevresi tarafından Mustafa Kemal taraftarlarına karşı da propagandası yapılan suçlamadır ve esas amacı Mustafa Kemal’in “milli hareketini” halk nezdinde itibarsızlaştırmaktı. Sonrasında bu propaganda Mustafa Sabri ve Dürrizade gibilerin eliyle fetva şeklinde ortaya kondu.   

Atatürk, İttihatçıların menfi (olumsuz) tarafından nefret ederdi. Kendisi de gençken yeminli İttihatçı olmasına rağmen, aşağı yukarı Hareket Ordusu macerasından sonra, binbaşılığından itibaren bu tavır ve hizipçilikten nefret edip, çatışarak kenara çekilmiştir. Bazı arkadaşları da öyleydi ve Halk Partisi’nin içinde de bu tarzı takip etmiştir. Mesela; Aydın’a geldiği zaman “Burada muhalif bir genç var. Serbest Fırka reisi ve hayli etkili” deniliyor. Kastettikleri o zaman henüz “Menderes” olmayan, Adnan Bey idi. Anlatılanlar üzerine çok sinirlenerek Adnan Beyi çağırmıştır. Bunun üzerine Adnan Bey arza başlamıştır ki boş bir insan değildir. Zira askerliğini yedek subay olarak yapmış, İstiklal Madalyası almış ve Amerikan Koleji’nde okumuştu. Memleketin halini, çiftçinin durumunu, ihmali, bürokrasinin tutumunu anlatıyor. O anda Atatürk’ün tavrı ve yüzü değişmeye başlıyor.

         “Sen bunları bir layiha halinde ver” diyor ve ondan sonraki dönemde onu Aydın’dan mebus yapıyor. Bu bir zihniyettir. Ancak Türk cemiyetinde bu tip liderler çok azdır.” (Prof. Dr. İlber ORTAYLI, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul - Kronik Yayınları Ocak–2018 Sh: 64-66)

         Adnan Bey (Aydın 1899- İmralı 1961)’in ailesi 93 harbinden sonra Balkanlar’daki geri çekilme sürecinde Rumeli’den gelip baba tarafı İzmir, anne tarafı ise Aydınlı’ya (Germencik) yerleşmişti. Adnan, İzmir Amerikan Koleji’ni bitirdi. 1916–1922 yıllarında yedek subay olarak 1. Dünya Harbi ve İstiklal Savaşına katıldı ve kırmızı şeritli “İstiklal Madalyası” almıştı. 1930 yılında Cumhuriyet Serbest Fırkası’nın Aydın il başkanı oldu. Kaderin cilvesi bu ya, her Türk bireyinin vatan ile millet ve ezan ile bayrak ve sancak, istiklal ile bağımsızlık ve özgürlüğün yanında refah ve kalkınma ile sanayileşme, sosyal adalet ile Türk toplumunu muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkartma ve her alanda top yekûn kalkınma bağlamındaki duygu ve düşüncülerini yurt gezileri sırasında Aydın İline uğrayan Gazi Mustafa Kemal Paşa ile paylaşma imkânı buluverdi. Duygu ile düşüncelerini Gazi Paşa’ya anlatma ve paylaşma sürecinde ortak paydalarda buluştuklarını hissetti. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’mın:      

         “Sen bunları bir layiha halinde ver” direktiflerine karşı layihasını (Rapor) hazırlayıp arz etti Kemal Paşa’ya. Gazi Mustafa Kemal Paşa’mın direktifleri doğrultusunda Aydın’dan milletvekili adayı gösterildi ve 1931 yılında CHP’den Aydın milletvekili olarak T.B.M.M.’ye girdi. Ve milletvekilliği 1960 yılına kadar kesintisiz 29 yıl devam etti. Milletvekili iken Ankara Hukuk Fakültesini bitirip diplomasını aldı. 1945’e kadar adı pek duyulmamıştı. Yurt gezilerinde bireylerin duruş ve bakışları ile söylemek istediklerini hemencecik anlayan insan sarrafı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz, millet ile vatan, bayrak ile bağımsızlık ve kalkınma bağlamındaki duygu ile düşünce ve emelleriyle örtüşen vatan evlatlarını elinden tutup halka hizmet etmeleri için önlerini açıyordu diye düşünüyorum.