Ergenlik çağında hülyalara dalmak, bazı konularda düşünürken donakalmak, gençliğin ilk dönemlerinde ayakları az da olsa yere sağlam basmak, gençlik döneminin sonuna doğru ise evlenip yuva kurmak ile ev bark ve mal mülk edinmekle birlikte evlat sahibi olabilmek de her bireyin birincil düşünceleri arasındadır. Bu aşamalardan geçen bir anne adayı nihayet bebeğini doğurmak için hastaneye yatar, beklenen an gelir ve bir erkek çocuğu olduğunu öğrenir. Doktorların vizitesi sırasında kendisini iyi hissettiğini söyleyen yeni anne:

-“Bebeğimi görebilir miyim?” dedi. Hemşire tarafından kucağına yumuşak bir bohça verildi. Dünyalar kendisine verilmişçesine jest ve mimiklerle gülücükler dağıtan mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için pamuk elleriyle kundağını açtı ve gördüğü karşısında şaşkınlığından nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve pencereden dışarıya bakmaya başladı. Annenin şaşkınlığı ile doktorun hüznü anlamlıydı, çünkü bebeğin kulakları yoktu…

Yapılan tetkik ile inceleme ve araştırmalarda, bebeğin duyma yetisinde bir sorun bulunmadığı, sadece ve sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun dışında her hangi bir sağlık sorunu olmayan bebeğe yapılabilecek bir şey olmadığı için, şu an üzülmekten başka çıkar yol da yoktu. Kulakları örten bir başlık giyerek yaşanılan bu süreçte aradan günler ve aylar ile yıllar geçti, bebek büyüdü ve ilkokula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırarak ağlıyor ve arkadaşlarının ona takma isimle hitap etmelerini bir türlü hazmedemiyordu… Küçük çocuğun yaşadığı bu ilk hayal kırıklığıydı; ağlaması devam ederken de annesine: “Bu gün okulda sınıf arkadaşlarım bana Kulaksız dedi”…

Çocuk bu kadersizlikle büyüdü. Oldukça başarılı bir öğrenci olması nedeniyle okulun eğitim elemanları ve arkadaşları tarafından da çokça seviliyordu artık. Eğer insanların içine karışabilmiş biri olmayı da başarabilseydi, sınıf başkanı hatta okul öğrenci temsilcisi bile olabilirdi. Annesi her zaman ona:

-“İnsanların arasına karışmalısın!” diyordu,  ama aynı zamanda da yüreğinde derin bir acıma hissi ile sonsuz bir şefkat hissediyor ve oğulcuğunun yüzüne bakmaya doyamıyor ve de bir gün mutlaka bir çaresinin bulunacağına olan ümidini asla yitirmiyordu.  

Ergenliği aşıp delikanlılık çağına giren oğlanın babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu hakkında tekrar görüşerek “Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sorduğunda doktoru: “Eğer bir çift kulak bulunabilinirse, organ nakli yapılabilir” cevabını verdi. Gönlü bir nebzecik olsun ferahlayan anne ile baba, genç biri için kulaklarını feda edebilecek birini aramaya koyuldular. Aradan iki yıl gibi bir zaman dilimi geçmişti ki; bir gün babası:

-“Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben sana kulaklarını verecek birini bulduk, ancak bu bir sır” dedi. Derken hastaneye gidildi ve çok başarılı bir operasyon geçirildi ve de adeta yeni bir insan yaratıldı. Aynaya baktığında gözlerine inanamadı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç delikanlı, bundan sonraki eğitim ve öğretim ile sosyal yaşamında olağanüstü başarılara imza attı. Başarılarının doruğuna ulaşıp diplomat oldu.

Evlendi ve çocukları da oldu, fakat kafasında cevap bulamadığı bir soruyu, yani o sırrı hala çözememişti. Yıllar geçmişti, anne ve babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım. Ben o insana hiçbir şey yapamadığım için hep üzüntü içindeyim… Bana iki kulağını verebilecek kadar iyilik yapan kişi kim?” Babası cevap verdi: “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi “Çünkü antlaşma kesin, öğrenemezsin, henüz değil…” diyerek son noktayı da koymuş oldu. Bu derin sır yıllar boyu gizlendi. Fakat bir gün açığa çıkma zamanı gelecekti ve de geldi…

Yaşamın en karanlık günleri sayılan birinde annesinin vefat ettiği haberini alan diplomat oğul, apar topar anne-baba ocağına koştu. Annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyor ve soğuk da olsa annesinin yüzünü son defa görmek istiyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını elleriyle geriye doğru itti; oğulcuğuna verdiği için annesinin kulakları yoktu. “Annen hiçbir zaman uzamış saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu ve o mutluluk içinde aramızdan ayrıldı” diye fısıldadı. “Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?” dedi babası…

Yüreğinde derin acıma hissi ile sonsuz şefkat duygusu içinde yüzen bir anneyi Mayıs ayı ikinci Pazarı “Anneler Günü” nedeniyle yâd ettiğimizi düşünüyorum. Tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun.