İnsan insana, insan kardeşine kendini adaddıkça insandır.” AlbertSchweltzer

 Nazım Hikmet RAN ekliyor:

Seviyorum seni,ekmeği tuza banıp yer gibi

Geceleri ateşler içinde uyanarak,ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi...

Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz telaşlı sevinçli kuşkulu açar gibi.

Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi...

İçimde kımıldayan bir şeyler gibi

seviyorum seni.

Yaşıyoruz çok şükür der gibi...”

Der gibi yaşarken, heder olan insan, yakınmalarda ah vah ederken,

kendini arar hastane, postane, banka kuyruklarında...

İnsan kendine  sadakat bilincini yitirerek, kula kul olmanın aymazlığını yaşarken, insanın nutku tutuluyor.

” “Fikirlerinde kanatları vardır. Uçarak yerine varır, kimse insanlara ulaşmasını engelleyemez” diyor İbn Rüşt.

***

Ulus tarihimizin derinliklerinden sesleniyor OĞUZ KAAN;

“ Siz bir birinizden ayrılırsanız, hepinizi ok gibi birer, birer kırıp parçalarlar. Oysa birlik olursanız, hiç bir kuvvet sizi kıramaz.” diyor.

Mustafa Kemal Atatürk ekliyor atalarımızın sözünün üstüne, söz ekler;

” Bir ulus, sımsıkı bir birine bağlı olmayı bildikçe, yer yüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.”

Ama, ancak ve lakin;

Balık burcunda doğanlar, hülyacıdırlar. Önceleri akıntıya karşı, sonra suyun akışına yüzerler.  Hangi balığı takip edeceğine karar veremez gibi görünürler. Ama isterlerse, bunun üstesinden gelebilirler.

İyi yönleri hassas duyguları vardır. Başarılıdırlar, mesleklerinde uzman, işlerinde titiz, duygu yüklü,şair ruhludurlar diyor astrologlar.

İnsanız, mevsimlere göre haleti ruhiyemiz değişir. Mevsime göre kendimize bir yön veririz. Üstün, sivri, alık düşünen, güdülenenlerin olması toplumsal insan zenginliğimizin ürünüdür.Farklı düşünce ve davranışların olması olağan gibi görülebilir.

Bu Olağan durumları kendi çıkarları için kullanan fırsatçılar, simsarlar, din, iman, ahlak pazarlamacıları, algı yöntemleri kullanarak, her türlü hile-i şeriyeye baş vurarak; insanlarımızın temiz duygu ve düşüncelerini kullanmakta mahirdirler. İnsanın, kendine adanmışlığını unutturup;  gündemde kalmaya  çalışrlar.

“HAYATTA MEYDANA GELEN GÖLGELERDEN ÇOĞU, KENDİ GÜNEŞİMİZİ, KENDİMİZİN KAPAMASINDAN GELİR..” diyor Ralp W. Emerson.

“Dostuna yardım etmede duyarsız olan, düşmanın darbesiyle uyanır” Hz. Ali

Güzeli severim, çirkinden ötürü, Güzelin harcı adamı bitirir.

Pazar adamı bozar.

İnsanın kendini güzele, iyiye, doğruya adaması çok güzel bir davranış. Ama; Bu can sana emenet, onu sağlıklı, huzurlu, mutlu, neşeli kılmazsan,edersin kendine ihanet diyor * İ D U R A K İ *.

 Sözün latifi, insanı  huzurlu kılar, acısı kalbini dağlar diye bilir söylerim.

Hukuk okumadım. Her işin bir usulu, erkanı, yöntemi, yasası, yönetmeliği, talimatı vardır. Ustalarım diyor ki;” KANUNUN BİTTİĞİ YERDE ZULÜM VARDIR.” sözün açılımı hukukçuların.

Yaşadığımız günlerin anlam ve önemine bir anlam veremeyenlere “balık hafızalı” deyimi kullanıldığı bir gerçektir.

Sazlar dile geliyor;

“Ah!.. bu ne sevgi, bu ne ızdırap...”, insana zulümü yürekten, damardan veriyor.

 “Şarkılar seni söyler dillerde nağma adın....” insanı yüceltmek, yüreklendirmek bu cümleleri  dillerde dolaştırmak insanın, insana adanmışlığının göstergesi değil midir?

Günlük haberleri dinlerken, insan bed baht düşüncelere kapılmaması için taş olması, mermer olması gerekir.     Bitmek bilmeyenn tektrar,tekrar temcit plavı gibi sunulan, insanları ekran önünde mumyaya çeviren diziler,  Anlamsız tartışma, yemek proğramları, bilimsellik ve kültürden yoksun sunumlarıyla insanın çıldırası gelmekte.

Sayıları 500-600 bulan yerel tv kanalları bir başka alem, suya sabuna dokunmayan dizi sunumlarıyla maşallahları var.

Bir ilk okul şarkısı;

“ Gel bize, katıl bize,

Hem oyuna hem söze

 Oturalım diz dize ,

bakışalım gözgöze

oynayalım loy loy...” diyerek mutlu  neşeli, huzurlar dolu güzel günler.