Kimi ağızlara göre bayram.

Kimilerine göre dalga geçilecek boyutlara ulaşılan bir gün.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.

Yani bunun çalışmayı da mı var.

Var hem de epey fazla.

İşin ilginci mesleğin bir bağlayıcılığı da kalmadı.

Herkes gazeteci bu devirde.

Eskiden boynuna fotoğraf makinesi takan gazetecili oluverirdi.

Şimdilerde akıllı telefon yeterli.

Meslek etiği, ahlakı yerlerde.

Birliktelik deseniz gören yok.

Herkes yerel basın desteklenmeli diyor.

Gazete okuma sayıları ise tam tersini söylüyor.

Bir mesleği icra etmeniz için bir yerlere kayıt olmanız şart.

Yoksa devlet sizin varlığını kabul etmiyor.

Örneğin bakkal.

Esnaf Odası’na,  Ticaret Odasına kayıt olmanız gerekiyor.  

Örneğin avukat BARO’ya kayıt olmalı.

Hukuk fakültesi bitirmeden diplomanız olmadan ben avukatım diyerek adliyeden girip duruşmada müvekkillini savunan varsa alnından öperim, helal olsun.

Eczacılık belgesi olmayan eczane açabiliyor mu?

Tabiî ki açamaz.

Ama herkes gazeteci olur bu ülkede.

Bir kriter bir meslek odası veya ne bileyim bir örgüt yok.

Avukatı da gazeteci çaycısı da.

Sarı Basın Kartı var.

Kim biliyor bu kartı.

Üniversite sınavında sorsan bilmeyen yüzlerce kişi çıkar.

Bir kurul kararı ile veriliyor bu kart.

Herkes alamaz.

Yani devlette bir karşılığın var.

Ama yaptırım yada uygulamada yada denetimde yine karşılığın yok.

Hal böyle olunca siyasilerinde işine geliyor.

Kanunda boşluk var.

Şu meşhur Basın Kanunu!

Kimin gazeteci olduğunu anlayamıyorsun ki!

Herkes gazeteci atıp tutuyor, ahkam kesiyor, ayar veriyor, toplumu doğru yanlış demeden yönlendiriyor.

Gazeteci kisvesi altındaki bu arkadaşlara kimse de “senin gazeteciliğin nerden” demiyor.

Yani 10 Ocak, kimin gazeteci olduğu belli olmayan ama herkesi kapsayan saçma bir güne dönüştü.

Ne diyelim.

Gerçek anlamda bu işi yapan sadece geliri gazetecilikten olan hak kayıplarının dolup taştığı bu dönemde 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günümüz kutlu olsun.